AĞIZ TADI

Tavada eriyen tereyağının eve yayılan o mis gibi kokusu.

Güveçte pişen pilicin o enfes lezzeti. Yoğurdun o sarı kalın kaymağı.

Fırından çıkan ekmeğin tüm mahalleye yayılan büyüsü.
Dibekte dövülen kahvelerin küçücük fincanlara sığan kırk yıllık hatırları. Bacanızın tütmediğini
fark edip kapınızı çalan komşunuzun merak eden o samimi ses tonu. Hastaya götürülen bir
tas sıcak çorbanın o iyileştiren gücü.
Peki ne oldu? Ne oldu da bu tatlara hasret, bu samimiyetlere uzak kaldık? Önce her
şey daha çok kazanma hırsıyla başladı. Sonra “Siz hala annenizin kullandığı yağı mı
kullanıyorsunuz?” küçümsemesiyle devam etti. Reklamlar ve filmler bizi janjanlı hayatlara
özendirdi. En sonunda da iyilere “saf” kötülere “kurnaz” muamelesiyle zirveye çıktı.
Şimdi elimizde bunlar var: Tavuğun, etin, sebzenin ve meyvenin hormonlusu, dudağın
silikonlusu. Hemen her eşyanın “Kullan at” şekli çıktığı gibi arkadaşlığın bile tek kullanımlığı
ve naylonlusu. Haydi hayırlı olsun(!) Önce ağzımızdaki tat, sonra hayatımızın lezzeti olan
yaşam sevincimiz gitti. Dostluklar menfaatlere, akrabalık ilişkileri mirasa kurban gitti. Ağzının
tadından memnun olan, hayatından lezzet alan, bu dünyada gerçek bir dostu olan parmakla
gösterilir oldu.
Bu bir aldanmışlıktır. Mutluluğun sadece maddede olacağına inanmışlıktır. Paranın
her şeyi çözeceğine saplanmışlıktır. Bu dünyanın maddi tarafına bağlanmışlıktır. Kısa günün
karını hesaplayım derken ömrünün muhasebesini yapmaktan mahrum kalıştır. Biraz sonra
elinden alınacağından habersiz; tıpkı bir çocuğun oyuncağıyla oynaması gibi, geçici dünya
malıyla oyalanmışlıktır.
Gerçek ise bambaşkadır. O ağzımızdaki tattır. Helalinden kazanmak ve helalinden
harcamaktır. Yetinmek gibi dünyanın en büyük zenginliğine kavuşmaktır. Gerçek bir dost gibi
tükenmez bir hazineye sahip olmaktır. Günün her saniyesinin değerini bilerek yaşamaktır. Hiç
durmadan okumak, araştırmak, bulmak ve bütün insanlığa yararlı olmaktır. Bu dünyaya niçin
geldiğini bilmek ve ona göre davranmaktır. Sabahleyin gülümseyerek kalkmak ve güne neşe
dolu bir günaydınla başlamaktır. Başta sağlık nimeti olmak üzere tüm sahip olduklarımız için
Yüce Yaratıcımıza şükran duymaktır.
O zaman tavaya koyduğumuz tereyağı yine mis gibi kokacak, dibeklerde dövülen
kahvelerin kırk yıllık hatırları yine olacaktır. Yoğurtlarımızın sarı kaymağı kalınlaşacak, eti et
gibi, meyve ve sebzelerimizi gerçek lezzetleriyle yemeye başlayacağız. “İyi de bütün bunlar
nasıl olacak?” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Cevap: Tabi ki senin istemenle olacak. Benim
istememle olacak. Bizim istememizle olacak. İşte bu yazı da bir istektir. İsteğin olduğu yerde
çözüm de vardır.
Ağzımızın tadına, hayatımızın lezzetine, dostluğun servetine, yetinmenin zenginliğine,
çalışıp üretmenin ve faydalı olmanın o gerçek neşesine ulaşacağımız o güzel ve mutlu günlere
beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!