ASALET YÜREKTEN GELİR

Soydan gelir, huydan gelir, ama asıl önemlisi yürekten gelir.

Söylediğimiz sözlerde,sergilediğimiz davranışlarda, olaylar karşısında aldığımız tavırlarda,

sorulan sorulara verdiğimiz cevaplarda, arzu ve isteklerimizi yerine getirmede, yemede, içmede,

oturmada, kalkmada, giyimde, kuşamda bir ölçü, bir asalet olmalıdır. Bu bir öz saygı olduğu kadar
başkalarının hak ve hukukuna da saygıdır.

Asalet insanlara verdiğimiz görüntüyle başlar, söz ve davranışlarımızla devam eder.
Örneğin sabahleyin insanların karşısına çıkmadan önce gerekli öz bakımı yapmak, aynanın
karşısına geçip kendimize şöyle bir çeki düzen vermek asil bir davranıştır. O gün dışarı çıkıp
hiç kimseyle görüşmeyecek olsak bile, ev halkına, ya da yalnız yaşıyorsak kendimize
imrenilecek bir görüntü vermeliyiz. Bu hem kendi ruh sağlığımıza, hem de başkalarının ruh
sağlığına olumlu katkı yapacaktır. Çünkü insan ruhu güzel görüntü, güzel söz ve güzel
davranışlarla beslenir.

“Beni beğenen böyle beğensin, beğenmeyen beğenmesin” diyerek çapaçul giyinmek
ve davranmak asil bir davranış değildir. Halbuki hem kendi ruh ve beden sağlığımız, hem de
başkalarının ruh sağlığı için seve seve olumlu katkı yapmalıyız. Gerek görüntümüzle, gerekse
söz ve davranışlarımızla toplum aynasına güzel görüntüler yansıtmalıyız. O zaman hem
kendimizle barışık, hem de içinde yaşadığımız toplumla barışık huzur dolu bir yaşam
sürebiliriz.

İyi ve güzel olan varken olumsuzu seçmek akıllıca bir davranış değildir.

Bir düşünsenize, insanın olumsuzu seçmesi, sürekli kendi içinde kavgalı ve saldırgan bir tavır
sergilemesi, sonra bunu etrafındakilere yansıtması ne acınası bir durumdur. Sizce böyle bir
insan gökyüzünün rengini, değişen mevsimlerin güzelliklerini, kendisiyle barışık olmanın o
dayanılmaz hafifliğini hissedebilir mi? Bence hissedemez. Hatta bunun zararını sadece ruhsal
olarak değil, fiziksel olarak da kendi vücudunda görür.

Öyleyse yapılması gereken bizi öz saygıya götüren asil söz ve davranışları benimsemek
ve ona göre bir hayat yaşamaktır. Böyle yaptığımız takdirde bunun ilk olumlu etkilerini kendi
üzerimizde hissedeceğiz. Daha sonra başta yakın çevremiz olmak üzere içinde yaşadığımız
topluma hissettireceğiz. Ben bir kişiyim demeyelim. Çünkü toplum o bir kişilerin bir araya
gelmesiyle oluşuyor. Kendimizdeki değişikliği nasıl hemen fark ediyorsak toplum da fark
edecektir. Sosyolojinin kuralıdır: Toplum nasıl kişiyi etkilerse, kişiler de toplumu etkiler.

Gerek konuşurken, gerek yiyip içerken, gerek giyinip kuşanırken, kısacası her
davranışımızda asalet içinde olacağımız o güzel ve mutlu günlere beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!