BAZEN HİÇBİR ŞEY VERMEMEK EN BÜYÜK HEDİYEDİR

Tıpkı tıka basa doymuş olana yemek vermemek gibi.

Her istediği anında yerine getirilerek şımartılmış birinin isteğini yerine getirmemek gibi.

Suya kanmış birine tekrar bir bardak su uzatmamak gibi. Zengin olan birine para vermemek gibi.

Borcuna sadık olmayan birine kefil olmamak gibi. Evet, böyle durumlarda vermemek olumlu ve doğru olandır.

İlk bakışta negatif görünen “vermemek” böyle durumlarda tam pozitiftir, olumludur ve ilaç gibidir.
Yemek acıkınca daha lezzetli gelir. Çok ihtiyaç duyduğumuz bir şeye sahip olmak bizi
daha çok mutlu eder. Susadığımızda, hele hele susuzluktan dilimiz damağımıza yapıştığında
içtiğimiz su şerbet gibidir. Yetiremediğimiz ve çok sıkıştığımız anda gördüğümüz maddi
desteği bir ömür boyu hatırlarız. Borcuna sadık olmayana kefil olmamak ona verdiğimiz iyi bir
derstir.
Yaşadığımız sorunların büyük bir kısmı kime nasıl davranacağımızı bilmemekten
doğuyor. Ya da bazen duygularımıza yenik düşüp vermememiz gerektiği halde vermemizden,
sevmememiz gerektiği halde sevmemizden, değer vermememiz gerektiği halde değer
vermemizden kaynaklanıyor. Bizi üzeceğini bile bile sevmekle, ödemeyeceğini bile bile borç
para vermekle, ayak altı edileceğimizi bile bile değer vermekle kendi ellerimizle kendimize
buhranlı bir hayat hazırlıyoruz.
Elbette herkese hak ettiği şekilde davranarak mutlu bir yaşamı hak etmiş oluyoruz.
Diğer yandan kime nasıl davranacağımızı bilmeyerek ve bazen de bilerek mutsuz bir yaşamı
hak etmiş oluyoruz. Kısacası ne oluyor biliyor musunuz? Şu anda herkes hak ettiği hayatı
yaşıyor. Mutlu ya da mutsuz. Sağlıklı ya da sağlıksız. Borçlu ya da borçsuz. Vadesi geldiğinde
borcunu ödemeyen kim? Bizim bile bile borç verdiğimiz kişi. Şu anda bizi en çok üzen kim?
Sevmememiz gerektiği halde sevdiğimiz kişi. Bizi en çok ayak altı yapan kim? Değer
vermememiz gerektiği halde değer verdiğimiz kişi. Peki bu hayatı bize kim hazırlamış oluyor?
Kendimiz.
O halde gelin kendimize haksızlık yapmayalım, yanlış davranarak topluma yanlış
mesajlar da vermeyelim. Kıymet bileni sevelim ve değer verelim. Borcuna sadık olanın
elinden tutalım. Böylece her şeyi gerçek sevene, kıymet bilene ve ihtiyaç sahibine ulaştırmış olacağız.

“Bu devirde iyi olmak işe yaramıyor” yanlış algısını kırmış olacağız. Böyle yaparak
her birimiz yitirdiğimiz toplumsal değerlerin yerli yerine konmasına muazzam katkıda
bulunmuş olacağız. Bir düşünsenize sevgimiz, verdiğimiz değer, verdiğimiz para tam da
ihtiyaç sahibine ve kıymet bilene gidiyor. Böylece toplumda “Dünya boş değilmiş, ne iyi
insanlar var” algısı kuvvet buluyor.

Herkese hak ettiği gibi davranacağımız, böylelikle mutlu, sağlıklı ve huzurlu bir yaşamı
hak edeceğimiz o güzel ve anlamlı günlere beraberce el ele

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!