DEĞER VEREREK KONUŞMAK

Hem konuşanı, hem dinleyeni yüceltir. Sağlıklı diyaloglar kurulur. Kendini ifade etme
ve önemsenme sevinçleri bir arada yaşanır. Köklü dostluklara kapı açar. Hayatımızı daha
değerli ve anlamlı hale getirir. İçinde iyileştiren, iyi hissettiren ve tedavi edici bir terapi
barındırır. Boşluklar dolar, iletişim kanalları açılır. Yeni ufuklara, yeni yaklaşımlara, buluşlara
ve keşiflere zemin hazırlar. Yaşanan problemlere sağlıklı çözümler üretir. Kısacası hepimizi
daha değerli, hayatımızı daha yaşanası kılar.

Elbette bağırarak ve aşağılayarak konuşmayı alışkanlık haline getirmiş bir toplumun
birden makas değiştirmesi mümkün değil. Ama bir zaman dilimi içerisinde ve kendimizden
başlayarak bir değişim sürecini başlatmak mümkün. Aslında çok da yabancısı olmadığımız ve
“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” atasözünün mirasçıları olarak ortak bir zeminimiz var ve bu
zemini çok iyi kullanabiliriz.

Çin’de anlatılan bir hikaye hepimiz için ibretlerle dolu. Vaktin birinde kayınvalidesiyle
geçinemeyen bir gelin varmış. Çin kültüründe bu tür geçimsizlikler ayıp sayıldığından derdini
de kimseye anlatamıyormuş. Büyük bir bunalımın içine giren gelin soluğu baba dostu
baharatçının dükkanında almış. Onun sevecen ve sır tutan biri olduğunu bilen gelin göz
yaşları içinde yaşadıklarını anlatmış. Babacan baharatçı gülümsemiş: “Sen hiç üzülme kızım”
diyerek tezgahın altından minik bir şişe çıkarmış. “Bu yavaş tesir eden bir zehirdir. Her
yemeğine bir damla karıştır. Ancak senden şüphelenilmemesi için ona son derece iyi davran
ve tatlı sözler söyle.” Gelin binlerce teşekkür ederek şişeyi almış ve eve koşmuş. Baharatçının
dediklerini yapmış yapmasına da, gelininin bu son derece tatlı dili ve güler yüzünü gören
kayınvalide de dünya tatlısı bir insan olmuş çıkmış. Arada hiçbir sorun kalmadığı gibi
birbirlerine sevgi ve saygı duymaya başlamışlar. Bu sefer gelin büyük bir pişmanlık duymuş ve
müthiş bir vicdan azabıyla tekrar baharatçıya koşmuş. Soluk soluğa girdiği dükkanda “Ne olur
panzehir, panzehir” diye sandalyeye yığılmış. Olan biteni iyice dinleyip anlayan baharatçı
gülümsemiş. “Üzülme kızım, panzehire gerek yok. Sana verdiğim küçük şişede sadece vitamin
içeren bir sıvı vardı. Olsa olsa onun sağlığına biraz daha sağlık katmış oldun. Ama çok önemli
bir şey öğrendin. Çözüm zehirde değil, tatlı dilde” diyerek omzuna dokunmuş.

Evet çözüm gerçekten de tatlı dilde, güler yüzde ve değer vererek konuşmakta. Böyle
yaptığımız takdirde çevremizdeki nice insanın dünya tatlısı bir insan olup çıktıklarını hayretle
keşfedeceğiz.

Tatlı sözü söylemenin, ilk adımı atan olmanın, ilk iyi sözü söyleyen olmanın hem
kendimizde hem karşımızdaki insanda meydana getireceği değişimi bir hayal edelim. “Recep
İvedik” kültürünün(!) hakim olduğu bir toplumda değişimin kolay olmayacağının farkındayım,
ama imkansız değil. Yeter ki isteyelim. Kalpten, gönülden, yürekten.

Değer vererek konuşacağımız, nice gizli, değerli, dünya tatlısı insanları birlikte
keşfedeceğimiz o güzel ve mutlu günlere beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!