DERİNLEMESİNE DÜŞÜNMEK

Bırakın derinlemesine, acaba yüzeysel olarak düşünmeyi başarabiliyor muyuz?

Ne hikmetse her işimiz acele iledir. Son ana kadar ertelenmiş işlerin acele etmeden yapılmasına da imkan yoktur. Eğer böyle aceleyle trafiğe çıkmışsak bir trafik canavarına dönüşmek an meselesidir. Kırmızıda durmak, kurallara uymak Hak getire. Artık önümüze çıkan ne araçlara ve ne de yayalara da tahammülümüz yoktur. Acele işimiz vardır.

Bir de onlarla mı uğraşacağızdır.

Sinirlerimiz gergindir.

Her an patlayabiliriz.

Sanki bir iş kurarken çok mu farklıyız?

Masa başında hesaplar yapılır. Tatlı karlar elde edilir. Muhabbeti bozacak tersliklere ve bu bağlamdaki düşüncelere yer verilmez. Bir de Allah korusun işten cayılırsa iyi mi olur?

Yüzeysel bakış açısıyla işe başlanır. Ne de olsa hele bir yola çıkılsındır. Kervan yolda düzülsündür. Sonra gerçekler birer birer karşımıza çıkar. Ne yapacağımızı çok da bilemeyiz. Çünkü ayrıntılara girilmemiş, derinlemesine düşünülmemiştir.

Bırakın B ve C planlarını, bir A planımız bile yoktur. Üzülerek ifade etmeliyim ki; nasıl ki okumakla aramız iyi değilse düşünce ve düşünmekle aramız oldum olası iyi değildir. Ne gereği vardır. Şunun şurasında muhabbet edip birbirimize takılıyoruzdur. Ciddi bir konu açıp muhabbeti dağıtmaya ne gerek vardır.
Zaten halk arasında söylenen ve de inanılan birtakım deyimler ve atma sözleri bunun çarpıcı örnekleri değil midir? Örneğin; “Üzümünü ye bağını sorma”, “Çok okuma kafayı bozarsın”, “Düşün, düşün …….tur işin” “İnsanın başına ne gelirse ya meraktan ya da …….dan gelir” “Ne düşünüyorsun öyle derin, derin? Karadeniz’de gemilerin mi battı?” “Çok daldın derine, inci mi çıkaracaksın ne?”

Yani amiyane tabirle ciddi konuları konuşmak yerine geyik yapmak daha çok hoşumuza gidiyor. Kitap okumak yerine televizyon seyretmek. Kendi işimizi yapmaktan çok başkalarının işine karışmak. Proje üretmek yerine bol, bol siyaset yapmak. Düşünmek yerine eleştirmek. Elbette ki böyle yapmak zorunda değiliz. Sürekli geyik yapmak yerine zaman zaman ciddi konular da açıp konuşabiliriz. Televizyonu daha az seyredebiliriz. Televizyonun görüntüsü ve senaryosu hazır haliyle zihin tembelliği yaptığı artık kanıtlanmış durumda.

Ülkemizde televizyon seyredilme süresi kişi başı haftada ortalama 34 saat. Sizce de bu süre fazla uzun değil mi? Bir de oranlara kitap okuma bazında baktığımızda maalesef çok düşük çıkıyor. Hele hele diğer ülkelerin oranlarına baktığımız zaman üzülmemek elde değil. Halbuki bizler ilk emri “OKU” olan bir dinin mensuplarıyız. İlme, alime ve “tefekkür” dediğimiz derinlemesine düşünmeye çağrılıyoruz. Ancak üzülerek ifade etmeliyim ki çoğumuzun odak noktası “Dinde
kaç evlilik var?” kurgusu üzerine.

İlgilerimiz algılarımızı etkiliyor. İlgimiz neyin üzerine ise algılarımız ona doğru açık. Konuşmalarımız ve muhabbetimiz de onunla ilgili. Öyleyse iyiye, güzele, okumaya, düşünmeye, sevmeye, saymaya, erdemli davranışa doğru ilgi çekmeliyiz. Eğitim de zaten dürüstlüğe, erdeme, çalışmaya, üretmeye ve doğru olana ilgi çekme sanatı değil midir?

Okuyacağımız, derinlemesine düşüneceğimiz; ilgileri iyiye, doğruya, dürüstlük ve erdeme doğru yönlendireceğimiz o güzel ve mutlu günlere beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!