DÜŞÜNDÜĞÜN ŞEYE DÖNÜŞÜRSÜN

Bu bir kehanet değil, sadece bir hakikattir.

Kendimizin nasıl biri olduğunu
düşünüyorsak bilin ki o yolda ilerliyoruzdur. Düşünce dünyasındaki kendimiz ile ilgili imgenin
gerçeğe dönüşmesi sadece bir zaman meselesidir. Beyin imajı oluşturmuştur ve bütün
organlara da bu imaj doğrultusunda çalışmaları talimatını vermiştir. Nasıl ki üç boyutlu
yazıcılara bilgisayar aracılığı ile ne istediğimizi kodlayıp gönderiyoruz, aynı şekilde kendimiz
ile ilgili olumlu ya da olumsuz oluşturduğumuz şekli bilgisayara yani beynimize gönderiyoruz.
O da o doğrultuda çalışmaya başlıyor.

Kendimiz ile ilgili tutum ve düşünceler önemli olduğu kadar karşımızdaki insanlarla
ilgili tutum ve düşünceler de son derece önemlidir. Örneğin; “Aaa ne kadar yaşlanmışsın…”
sözü karşı tarafın beynine yolladığımız olumsuz bir kodlamadır. Elbette kişinin kendi varlık
algısı çok önemlidir, ancak biz bu algıya olumsuz değil, değil olumlu katkıda bulunmalıyız.
Şaka bile olsa birbirimizi kötü hissettirecek ve olumsuz kodlamaya yol açacak her türlü
söylem ve eylemden uzak durmalıyız. Olumlu kodlamayı seçip hem kendimizin hem
karşımızdakinin maddi ve manevi yapısına olumlu katkıda bulunmak varken olumsuzu
seçmeyelim.

Üzülerek ifade etmeliyim ki biraz acıların çocuğunu, kadınını ya da erkeğini oynamak
sanki hoşumuza gidiyor. “Nasılsınız?” sorusuna bile olumlu karşılık almakta adeta
zorlanıyoruz. Yaşadığımız olumsuzlukları sayıp dökmek sanki daha hoşumuza gidiyor. Sadece
yemeğimizi değil, dinlediğimiz müziği de acılara bandırmayı çok seviyoruz. Şarkılarımızda bile
olumlu, pozitif bakış açısı bulmak çok kolay değildir. Zaten dinlediğimiz müzik de toplumsal
röntgenimizi çekip bize kim olduğumuzu bize göstermiyor mu?

Tam bu noktada tam tersi bir şey öneriyorum. “Olumlama”. Çünkü çıkış yolumuz bu.
Her türlü karanlığın içinde ışığı arayıp bulma, olmuyorsa kendimiz ışık olma tutumu. Bu
tutum hem kişisel problemlerimiz, hem de toplumsal problemlerimizin çözümüne büyük
katkı sağlayacaktır.

Bu da ailede başlayacaktır. Örneğin; karşılaşılan bir problem karşısında “Sen benim
çocuğumun başına nasıl çarpar da onu ağlatırsın?” diyerek masayı dövme yerine masanın
konumunu değiştirmeyi düşünebiliriz. “Gel bakalım seninle bu probleme bir çözüm üretelim”
diyerek çocuğumuza çözüm odaklı bir bakış açısı kazandırabiliriz. Bu hem onun şimdiki
hayatını daha kaliteli bir şekilde sürdürmesine katkı sağlayacak, hem de ilerideki hayatının
başarı ve mutlulukla dolu olmasının bir sigortası olacaktır. Sizce de bu çocuğumuza
verebileceğimiz en büyük hediye, ona bırakabileceğimiz en büyük miras değil midir?

Gelin hem kendimizle ilgili, hem de başkaları ile ilgili olumlu bir bakış açısı geliştirelim.
Beynimize en güzel kodlamaları göndererek ona olumlu bir hedef verelim. Beynimiz de bu
hedef doğrultusunda diğer organlarımıza olumlu talimatlar göndersin. Tabir yerindeyse şu 3D
yazıcıdan pırıl, pırıl filinta gibi duruşlu, keskin bakışlı, çözüm odaklı, mutluluk duraklı, gayet
insani bir ürün ortaya çıksın.

Zaten bütün inançlar ve bütün dualar olumlu sözlerden oluşmuyor mu? Öyleyse gelin
bu sihri kullanalım. Olumlu düşünelim, olumlu konuşalım, çözüm odaklı olalım, sevelim,
sevilelim hayatın tadını tam alarak alalım.

Haydi o zaman ver elini, değiştir olumsuz düşünceni. Hem kendimiz, hem de
karşımızdakilerle ilgili olumlu düşüneceğimiz, çözüm odaklı olacağımız o güzel ve mutlu
günlere beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!