EĞİTİM ŞART PEKİ YA EĞİTİMCİ

Eğitimin şart olduğunu hepimiz artık öğrendik. Peki ya eğitimci?

Eğitim vereceğimiz en değerli varlıklarımız olan çocuklarımızı kimlerin önüne her gün saatlerce oturtuyoruz?

Kimlerden ve kimlerin sözlerinden ve yaşantılarından sevgiyi, saygıyı ve paylaşmayı öğreniyorlar?

Eğitimcileri kimlerin arasından ve nasıl seçiyoruz? Uyguladığımız seçme kriterleri neler?

Kısacası elle tutulur herhangi bir sağlam kriterimiz var mı?

İşin aslı iki tane temel kriter var. Puan ve para. Puanın yüksekse istediğin okulda
okursun. Paran yüksekse yine istediğin özelde okursun, ama fazla puan aranmaz. Çünkü artık
özelde para puanın yerine geçmiştir. Diğer yandan puanı alan çocuk hayata dair fazla bir şey
bilmez. Velisi tüm yükü omuzlamıştır, hatta o ağır çantalarını bile. Hedef üniversite sınavıdır.
Çocukluğunu yaşamadan, gençliğine doyamadan, kendini gerçekleştiremeden, kişiliğini
oturtamadan sınav girdabına kapılan çocuk yakalayabildiği puanlarla “kapağı üniversiteye
atar” ya da açıkta kalır. Bu arada koca bir zaman dilimi akıp gitmiş, hayata dair, toplumsal
değerlere ait dişe dokunur hemen hiçbir şey yapılmamış ve öğrenilmemiştir.

Üniversite sınavında puan getirecek belli dersler haricinde, çocuğun kendini
gerçekleştireceği sportif ve sanatsal saatler test çözmeye kurban edilirler. Hatta kimi zaman
öğrenciyi tanımaya yönelik rehberlik dersleri bile. Sanat mı, spor mu, sosyal faaliyetler mi?
Onlar da ne? Velinin dediği de odur: ”Bırak öyle boş işleri de kalk test çöz!” Öğretmen de
sıkıştırılır: “Hocam sizin branşta öğrencilerinizin kaç neti var?” İdareciler de baskıyı
hissederler: “Hocam, sizin okulun üniversiteye öğrenci gönderme başarısı nedir?” (Öyle her
üniversite de kabul değil, fiyakalı olacak)

Bir eğitim sistemi düşünün ki puanın peşinde koşarken tüm değerler yitiriliyor. “Bizde
nerde yanlış yaptık, ya da yapıyoruz?” diye sorgulayan çok az. Olsa bile onlar da belli bir süre
sonra sıradanlaşıyorlar. Eğitimciler de bu çarpık tablodan çıkıyor, çünkü başka yolu yok.
Puanın tutuyorsa eğitimci olursun. Kimse senin sabrını ölçmez, insanlara yaklaşımını
değerlendirmez, idealizminin olup olmadığını sorgulamaz. O ilk ve tek kriteri yerine
getirmişsinizdir: Puan

Halbuki eğitim olumlu yönde bir davranış değişikliği sürecidir. Öğrencilere siz sorun,
“Okulda hangi olumlu davranışları öğreniyorsunuz?” diye. Kaç tanesi size nasıl cevap verecek
bir değerlendirin. “Yeter ki puanım yüksek olsun, olumsuz davranışlarım bile kabul ediliyor”
demişti bir öğrencim.

Evet, başarının bir istatistiği var. Bilmem kaç puanlar, birincilikler, falanca liseler,
filanca üniversiteler. Ama başarısızlığın ve çökmüşlüğün de bir istatistiği var: Boşanma
oranları, huzur(!)evlerinde aranıp sorulmayan terkedilmiş anne-babalar, çöpe bırakılan gayri
meşru çocuklar, artan şiddet ve taciz vakaları, yalancılık, karşılıksız senetler, her geçen gün
artan “para için her şeyi yaparım abicim” tipleri ve daha uzayıp giden bir liste.

Eğitim şart, bu doğru. Eğitimci de şart, bu da doğru. Bu doğruları uygulayabilmemizin
de bir şartı var: Zihniyet değişikliği. Bunu da yapabilecek bir tek kişi var: Sensin.

Zihniyetimizi değiştireceğimiz o güzel ve mutlu günlere beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!