FİKİR BEYAN ETMEYİ HAKARETLE KARIŞTIRANLAR

Bunca görülen Türkçe dersleri hiçbir işe yaramamış.

Güzel söz söyleme sanatı anlamına gelen edebiyat derslerinden sonra yapılan konuşmalar hiç de hoş değil.

Düşünce açıklıyorum derken, eleştiriyorum zannederken savrulan hakaretlere tanık olunca boşa kürek çekmiş olduğumuz anlaşılıyor. Artık önemli olan kimin düşüncesinin daha doğru olduğu değil, kimin daha okkalı hakaret ettiği önemli hale gelmiş. Hele bu konuşmalara milletin iradesinin temsil edildiği TBMM’de tanık olunca durum daha da vahim bir hal alıyor.

Sağ duyu sahipleri ise maalesef sadece seyirci ve çekingen. Açıp bakalım eski meclis zabıtlarına. Osmanlı Meclis-i Mebusanda veya Atatürk zamanındaki meclis zabıtlarına bakalım. Böyle alelade sokak ağzı konuşmalar var mı? Nasıl ki bunca yıl verilen yabancı dil derslerinden sonra öğrenciler iki kelimeyi bir araya getirip
yabancı dil konuşamıyorsa, bunca yıl görülen Türkçe ve edebiyat derslerinin de güzel konuşmamıza yaramadığı görülüyor.

Diğer derslerin de çok çok farklı olduğunu düşünmüyorum. (Elbette görevlerini hal ve şart altında hakkıyla yapan kıymetli eğitimcilerimizi ayrı tutuyorum.) O halde biz neyin eğitimini yapıyoruz?

Ölçüyü kaçırarak konuşmak cesaret değil hakarettir. İnsanları rahatsız edecek tarzda davranmak ve giyinmek özgürlük değil, umursamazlıktır. Sözün söylenmesi gerektiği yerde susmak adaleti yanlış tecelli ettirmektir. Konuşurken bağırmak iticiliktir. Söze kaba kuvvetle karşılık vermek zayıflıktır. Edep ve adabı bir kenara bırakıp kafalara bilgi yüklemesi yaparak çocuklarımızı sınav odaklı yetiştirmek bir eğitim değildir.

İşte sonuç: Çoğu insan birbirine bağırarak veya hakaret ederek üste çıkmaya çalışıyor.

Savrulan hakaretler, gerilen sinirler, tutulan kinler arasında gerçek mevzuyu yakalayabilene aşkolsun. İşin kötüsü karakterleri yeni oturan çocuklarımıza hiç de iyi örnek olmuyoruz. Korkarım onlar da bizler gibi bağırıp hakaret etmeyi tartışmak zannedecekler. Kim kimi altından kalkamayacağı bir söz söyleyerek utandırmış?

Kim kimi rezil etmiş? “İlim ilim bilmekse” ilim de kendimizi bilmekse, bu yaptığımız eğitim(!) ne?

Kaç öğrenci okula gelerek kendi gizli yeteneklerini öğrenmiş?

Kaç öğrenci okulda güzel konuşmayı, insanlara güzel hitap ederek gönüllere girmeyi öğrenmiş?

Kaç öğrenci daha önce sahip olduğu kötü alışkanlıkları okula gelince bırakmış?

Kaç öğrenci hangi mesleğin kendisi için ideal bir meslek olacağını okulda fark etmiş?

Kaç öğrenci anne babaya, büyüklere saygıyı, küçüklere sevgi ve şefkati okulda öğrenmiş?
“Bu sayılanların hepsi ailede başlar” dediğinizi duyar gibi oluyorum.

Peki şu an önümüzdeki öğrenciler bir on ya da onbeş yıl sonrasının anne-babaları, yani yeni nesil aileler değil mi?

Öyleyse gerekeni yapalım. Okullarımızı sınava hazırlık merkezi olmaktan çıkarıp hayata hazırlık merkezleri haline getirelim. Şunu unutmayalım ki yapılan araştırmalar okul sınavlarında birincilik alan öğrencilerin sadece yüzde yirmisinin hayatta başarılı olduğunu söylüyor. Yani gerçek hayatta başarılı olanların yüzde sekseni okul sınavlarında birincilik alanlar değil. Sizce de artık üstteki etiketi kaldırıp alttaki gerçeklere bakma zamanı gelmedi mi?

Bunca yıl öğrendiğimiz derslerin hayatta faydasını göreceğimiz, sözün güzelini diyeceğimiz, davranışın güzelini sergileyeceğimiz o mutlu ve güzel günlere, beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!