GÜZEL NİYETLER NEFİS TATLAR

Yemeğe asıl lezzeti veren kullandığımız malzemenin yanında içine kattığımız sevgidir.

Çünkü ikram edeceğimiz kişinin yemeği beğenmesini, ondan sıhhat ve afiyet bulmasını
isteriz. Ellerimiz bu niyetle değer malzemelere. Hazırlanış ve pişirme yine bu niyetle olur.
Yemek tam kıvamında pişene kadar adeta pervane oluruz etrafında. Aman yanmasın, çok
pişmesin, çiğ de olmasın, şöyle ağzınıza attığınızda lezzet suları fışkırsın, vb. Ne kadar güzel
bir niyet öyle değil mi? Elbette bu niyetle pişirilen yemek lezzetli olur. Güzel niyetler nefis
tatlara dönüşür.

Güzel niyet sadece yemeğimizi pişirirken değil hayatımızın her safhasında olmalıdır.
“Ah o eskinin tatları!” diye iç geçirirken o güzel niyetlere olan özlem ve hasretimizi de dile
getiriyoruz aslında. Peki ne oldu da o tatlar bozuldu? Tabi ki önce niyetler bozuldu. İçine
konan ve asıl lezzeti veren sevgi kalktı. İş “Üç kuruşa beş köfteyi nasıl getiririm, tanesi on
kuruştan nasıl satarım?” a döndü. Tüketim çılgınlığı ise insanlara sürekli “Parayı bul da nasıl
bulursan bul”a yöneltti. Eski tatlar gitti, yerine yapay aromalar geldi. Hatta her gıdanın suni
esansını yapmışlar. Bir damla bal esansı bir kavanoz şeker ağdasını bahar balına çeviriyor.
Elbette orijinal tadı tutmuyor ve bir türlü olmuyor.

Niyetlerin bozulması domino taşı etkisiyle her şeyi bir bir deviriyor. Besleyici değeri
olmayan yapay gıdaları satıyoruz. “En doğal” reklamını yapıyoruz. Toplumda yalan yayılıyor.
Kazandığımız parayı tüketim çılgınlığında harcıyoruz ve gerçekten ihtiyacımız olmayan şeyleri
satın alıyoruz. Sonra satın aldığımız şeyleri komşularımız ve arkadaşlarımız görüyor ve onları
gereksiz tüketime yönlendiriyoruz. Gereksiz satın aldığımız şeyler çabucak gözden çıkıyor ve
daha sonra çöp oluyor. Çöplerle çevremizi kirletiyoruz. Başta kanser olmak üzere çeşitli
hastalıkları tetikliyoruz.

Halbuki niyetlerimizi düzeltsek her şey düzelecek. Bir hayal edelim: Ülkedeki tüm gıda
fabrikaları kendi çocukları için yiyecek üretiyormuş gibi üretim yapsalar. Eskinin o doğal,
besleyici ve katkı maddesi olarak sadece “sevgi” kullandıkları bir üretim araştırmasına ve
seferberliğine girişseler. Kapılarına “Benim ülkemin bütün insanlarının daha sağlıklı olması
için bu işyerinde doğal gıda üretimi yapılır” yazsalar ve bunu uygulasalar. Üreticiler şu aşırı
ilaç ve şişirici hormonlardan vazgeçseler, sizce de her şey daha farklı olmaz mı? Bence olur.
Aslında sadece ağzımızın tadı değil ruhumuzun tadı da gelir. Doğal gıdanın yanında
herkes çevresindeki insanlara kendi yakınlarına değer verdiği gibi değer verse kimse kendini
yalnız ve güvensiz hissetmez.

O halde gelin, bencilce davranarak bindiğimiz dalı kesmeyelim. Gıda üretiyorsak en
doğalını, insan yetiştiriyorsak bedenen, fikren ve ruhen en sağlıklısını. Adalet dağıtıyorsak
vicdanlara en merhem olanını kısaca her ne iş yapıyorsak en güzel olanını tercih edelim.
Edelim ki düşünceler güzel niyetlere, güzel niyetler güzel davranışlara, güzel davranışlar da o
nefis tatlara dönüşsün. Hem damağımızda, hem de ruhumuzda.
O nefis tatlara ulaşmanın ancak ve ancak niyetlerimizi güzelleştirmekle mümkün
olacağını anlayacağımız ve ona göre davranacağımız o güzel ve mutlu günlere beraberce el
ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!