GÜZEL TÜRKÇEMİZİ KATLEDİYORUZ

Sadece dilbilgisi ve imla kurallarına uymayarak değil, en kötü kelimeleri kullanarak da
o güzel Türkçemizi katlediyoruz. Zaten güzel söz söyleme sanatı olan edebiyat da sınav odaklı
ezberle-unut kısır döngüsünden daha fazla bir anlam taşımıyor artık. Güzel Türkçemizle
birlikte güzel kıyafetlerimizi de rafa kaldırdık. Ne imrenilecek bir söz, ne de imrenilecek bir
görüntümüz maalesef yok.

İşin garip tarafı bu durumdan hoşnut olmayanların tepki tarzları. Rahatsız olduğumuz
örneklerin daha beterini yaparak sözüm ona protesto ediyorlar. Trajikomik olan daha da
batırdıklarının farkına hala varmamış olmaları. Küfrü protesto etmenin yolu daha beter bir
küfür savurmak değildir. Abuk görünüşü protesto etmenin yolu daha abuk görünmek
değildir. Yapılması gereken doğru olduğuna yürekten inandığımız değerleri, dilimizde,
davranışımızda, görüntü ve kıyafetimizde göstermektir. Tabi ki bütün bunları yapmak için
önce kendimize saygı duymamız gerekiyor.

Hoşnut olunmayan durumun daha beterini yaparak “Ben alternatifim” diyemezsiniz.
İnsana sorarlar “Kardeşim sen neyin alternatifisin? Savunduğun değerlerin hiçbiri sende yok”
O zaman senin ortaya koyduğun kimi zaman ağzını bozarak yaptığın kayıkçı kavgasından
başka bir şey değildir. Her şeye kötü, kötü diyorsun sonra tutup sen daha kötüsünü
yapıyorsun. Hani planın, hani projen, hani ortaya koyduğun somut örnekler?
Kimse kusura bakmasın ama herkes işine, çıkarına ve keyfine uygun olduğu sürece
“etik değerlerin” pek de bir önemi yok. Çok ateşli eleştirmenlerin ağızlarına bir parmak bal
çalındığında sus pus olduklarını gördüm. Demek ki sözüm ona savunduğu değerlerin hepsi
kendi şahsi çıkarları içinmiş.

Toplumcu düşünen, çevreci yaklaşan, insani değerleri savunan ve onları hayatında
yaşamaya çalışan kaç canlı örnek gösterebilirsiniz? Bu örnekleri çoğaltmazsak ve özellikle
kendimiz bu konuda örnek olmazsak Ali gider, Veli gelir ama değişen hiçbir şey olmaz.
Kendimizi değiştirmeden toplumu nasıl değiştireceğiz. Bunu ne ile yapacağız?
O halde hepimiz “Bu yanlıştır” dediğimiz her şeyin doğrusunu yaparak ve bu konuda
örnek olarak olumlu yönde bir değişimi yakalayabiliriz. Ağzımızı bozarak, algı operasyonlarına
yatarak ancak kendimizi kandırmış oluruz. Kandırmış olmakla da kalmayız, kendimizi
düşürmüş ve aşağılamış oluruz. Örneğin yüzde yüz haklı olduğum bir konuda çok sevdiğim bir
arkadaşımın küfrederek ve ağzını bozarak beni başkalarına karşı savunmasını istemem.
İstemem yerinde kalsın.

Gelin güzel Türkçemizle güzel projelerimizi anlatalım. İnsanlar “Aaa evet yıllardır
özlemini çektiğimiz şey buydu” diyebilsinler. Toplumda neyin özlemini çekiyorsak gelin
somutlaştıralım. Elimizden tutup engel olan mı var? Dilimizden tutup “yok kardeşim iyi
konuşamazsın” diyen mi var? Günler geçiyor, yıllar bitiyor, mevsimler değişiyor, ama biz hala
değişmiyoruz. Çünkü yanlış yerden ve çok yanlış yöntemlerle işe başlıyoruz. Kendimizi
değiştirmeden başkalarını değiştirmeye kalkıyoruz ve bunu da kötü sözlerle başaracağımızı
zannediyoruz.

Güzel Türkçemizi kuralıyla ve bütün güzellikleriyle hayata geçireceğimiz, toplumsal
değişimi önce kendimiz olumlu yönde değişerek başlatacağımız o güzel ve mutlu günlere
beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!