NE DEĞİŞTİ?

Batının üstün teknolojisi karşısındaki çaresizliğimiz artık bir son bulmalı değil mi?

Çözüm odaklı ve nokta atışlı projelerimiz hız kazanırken içerikler dolmalı ne yaptığını gören,
ne istediğini bilen bir zihin yapısına kavuşmalı değil miyiz? Yapmış olmak için yapmalar bir
son bulmalı, manasız yarışlar sona ermelidir. Her şeyden önce “Biz tam olarak ne istiyoruz?”
sorusuna samimi bir cevap verilmelidir.

Projeyi niçin üretiyoruz? “Şeyyy aslında ben de tam olarak bilmiyorum, kurumumuz
öyle istiyor. Bu zorunluymuş. Projemiz geçerse havamız olacakmış. Her kurum ortaya
koyduğu ve geçirdiği proje sayısına göre değerlendirilecekmiş. Hem bakarsın işin ucunda
Avrupa falan da var. Yer, içer, gezeriz, vs.” için mi; yoksa “Her şey hayal etmek ve
düşünmekle başlar. Millet olarak biz büyük düşüncelerin ve büyük projelerin insanlarıyız. Bu
bir milli davadır. 21. Asra biz damgamızı vuracağız. Medeniyet, bilim ve teknoloji doğduğu
topraklara geri dönecek. Şimdi ben de onu almak için yola çıktım.” için mi?

İki yüzyıl önceki zihniyetimizle, şu anki zihniyetimiz aynı mı, yoksa değişmiş mi siz
karar verin. Tanzimat’tan bu yana Batının ilim ve teknolojisini ülkemize getirmesi için sürekli
dışarıya “aydın(!)” gönderiyoruz. Bakalım ne getirmişler? Giyim tarzı, moda, ev dekorasyonu
(English Home), dans, vals, opera, TV eğlence ve yarışma programları (Kim 500…ister?)
mobilyalar, süs eşyaları, fiyakalı arabalar, elektronik eşyalar vb.

Elbette cumhuriyetle birlikte fabrika kurmak için gerekli makine, araç ekipman vs. de
geldi. Yine de üreticisi olmadığımız bu alet, makine ve ekipmanlarının bakım ve onarımı için
dışarıya bağımlı kaldık. Şimdi yeni kıpırdanışlar var. Hızla kendi alet ve ekipmanlarımızı
üretme yoluna girdik.

Özellikle savunma sanayimizde gözle görülür sıçramalar var. Ortaya koyduğumuz
proje ve aldığımız patent sayısı geçmiş yıllarla karşılaştırılamayacak kadar fazla. Yerli
otomobilimiz ve uçağımız için gün sayıyoruz. İnsansız hava araçları üretme noktasında
dünyada sayılı birkaç ülkeden biriyiz.

Bütün bunlar olurken artık bakış açılarımız da değişmeli değil mi? Yapmış olmak için
yapmaları bir kenara atıp işi sıkıca kavramak daha güzel değil mi? Ürettiğimiz her projenin
elle tutulur somut bir getirisi olmalı. Bu getiri hem maddi hem de manevi anlamda olmalı.
“Ye, iç, yat” projeleri “Git, öğren, getir” projelerine dönmeli. Bu kadar harcanan para,
verilen emek somut karşılığını bulmalı. Merak ediyorum, çok özenle yazılmış, noktası
virgülüne dikkat edilmiş projelerin ne gibi somut getirileri oldu? Bu noktada acaba bir
ölçümleme yapılmış mı? Örneğin, “Biz geçen yaz Viyana’dayken…” diye başlayan cümlelerin
ötesine geçilebilmiş mi?

Evet, hayal etmek, düşünmek, proje üretmek son derece önemli ve anlamlı şeyler.
Ama aynı zamanda bunları ete kemiğe büründürmek, ortaya çıkan üründen mümkünse
herkesi faydalandırmak da bir o kadar önemli ve anlamlı. Aksi takdirde “Yapmış olmak için
yapmak, gitmişken keyfini çıkarmak” tan öte bir şey yapmış olmayız. Puanımızı alır, projemizi
geçirir sonra da bunun havasını atar ve alırız…

Yaptığımız her projeyle medeniyeti, bilim ve teknolojiyi doğduğu topraklara geri
getirmek için canla, başla çalışacağımız o güzel ve mutlu günlere beraberce el ele…

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!