NEDİR BU?

Lütfen bir hayal edin. Hayatınızın en güzel dönemindesiniz, yani çocukluğunuzda.
Koşmak, tırmanmak, arkadaşlarınızla birlikte olmak, saatlerce oyunlara dalmak istiyorsunuz.
Karşı dağlardaki yabani hayatı, taş ve ağaç kovuklarını merak ediyorsunuz. Hayalleriniz
olabildiğince geniş, olumlu bakış açınız olabildiğince diri. Geceleri titreyen yıldızlar,
gündüzleri kelebeklerin rengarenk kanat vuruşları içinizi kıpır, kıpır ediyor.

Sonra bir gün kocaman bir binanın içine giriyorsunuz. Tanımadığınız insanlar, adına
sınıf denilen kocaman odalar. Sıralardan birine oturmanız isteniyor. Artık bir de numaranız
var. Önceleri oyun ve eğlence havasında geçen dersler birden ağırlaşmaya başlıyor. Ödevler
artıyor, sınavlar sıklaşıyor. Bu işin şakası yokmuş, herkes hazırlanıyormuş. Sınav endeksli bir
hayat, “yaptığınız net sayısı” odaklı bir tempo başlıyor. Nefes nefese bir koşturmadan sonra
kendinizi bir başka binanın içinde buluyorsunuz: Lise.

Artık gençsiniz. Kanınız kaynıyor. Gezmek, görmek, değişik insanlarla karşılaşmak,
kısacası hayatı daha yakından tanımak istiyorsunuz. Sorguluyorsunuz, zaman zaman kendi
fikirlerinizi ortaya koyuyorsunuz. Kabullenilmek ve takdir görmek istiyorsunuz. O da ne? Yine
bir koşturmaca. Üniversite maratonu. Yine testler. Yine “Kaç netin var?” odaklı başka bir yarış
başlıyor. Ev+okul+dersane+ödev+test. Bütün bunların arasında bir yaşam alanı bulabilirseniz
çok şanslısınız. Ve hala hayata olumlu bakabiliyorsanız bir dâhisiniz. Çoğu öğrenci gibi
aldığınız puanın sizi sürüklediği bir bölüme gidiyorsunuz. Bu bile sizin adınıza şans görülüyor,
çünkü sınavı başaramayan birçok öğrenci var.

“Hadi üniversite de bitti çok şükür” diyorsunuz. “Hayır aslında şimdi başladı, ekmek
aslanın midesinde, onu çıkarıp almalısın” diyorlar. Peki bir şekilde işe de başladınız,
ekmeğinizi de elinize aldınız, ama bu sizin sevdiğiniz ve istediğiniz bir meslek değil ki. “Sus
sakın sesini çıkarma” diyorlar. Sonra sıkıcı bir tempoda hayata atılmış oluyorsunuz. Sonra
evlilik ve çocuklar derken “Of ya şu emekliliğime ne kadar kaldı?” diyerek gün sayıyorsunuz.
Nedir bu? Cevap: Mevcut eğitim sistemi. Ama böyle olmak zorunda değil. Herkes hem
çocukluğunu, hem gençliğini doya, doya yaşamış, evrensel değerleri benimsemiş, kendisine,
çevresine, ülkesine, milletine ve bütün insanlığa sevdiği mesleği en güzel şekilde icra ederek
katkıda bulunacak şekilde eğitilebilir.

Öyleyse gelin bu sistemi değiştirelim. Her çocuk okula ilk başladığında önce toplumsal
ve evrensel değerleri öğrensin. Çünkü temel budur. Daha sonra her çocuk ilgisi ve yeteneği
konusunda analiz edilsin. Çocuklar kendi ilgi alanlarıyla alakalı dersler görsün. Mesleki
yönlendirme şartlar elverdiğince çocuğun ilgi ve yeteneklerine dayalı olsun. Akademik eğilimi
olmayanlar üniversiteye zorlanmasın. Bütün bunların altyapı çalışmalarını yapacak
komisyonlar kurulsun. Eğer eğitim bir ülkenin en önemli gündem maddesi ise ise ki öyledir, o
zaman kollar sıvansın.

Çocukluğunda çocukluğunu, gençliğinde gençliğini, iş hayatında en güzel günlerini
herkese yaşatacak bir eğitim sistemini birlikte kuracağımız o güzel ve mutlu günlere
beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!