OLAY BİR YORUM BİN

Ve bir gün bir olay olur dünyanın bir yerinde. Tabi ki yorumlar binlerce. Kimileri yaptıkları meslekleri gözüyle yorumlarlar. Kimi daha önceki bilgisini ve görgüsünü konuşturur. Kimileri olaya sadece maddi açıdan bakar. Kimileri siyasi gözlüklerle değerlendirir olayı. Kimilerinin yaklaşımları paranoyadır. Kimi komplo teorilerinden dem vurur. Kimine göre iyi bir reyting malzemesidir. Hatta olayın içine biraz ajitasyon ve bir iki damla gözyaşı da katılmalıdır.

Olay tektir, yorumlar ise binlerce. Tıpkı ormanda gezerken yağmura yakalanan bilim adamları gibi. Yaşlı oduncunun kulübesine sığınırlar. Odun almak için dışarı çıkan yaşlı adamın sobasına takılır gözleri. Odun sobasının altı tuğlalarla bir hayli yükseltilmiştir. Her bir bilim adamı kendi uzmanlık alanına göre yorum yapar. Biri deprem riskinden dolayı der. Diğeri ısının doğru yayılması için der. Bir diğeri moleküllerden girer, atomlardan çıkar. Yorumlar artmış, tartışma büyümüştür. Bir müddet sonra yaşlı adam kucağında odunlarla içeri girer. Niçin sobayı böyle kurduğunu sorarlar. Adamcağız herkesin meraklı bakışları altında: “Boru yetmedi!…” der.

Sanırım olaylara biraz daha duru bir bakış açısıyla bakmakta fayda var. Emin olun olayın açıklaması belki de son derece basit ve yalındır. Belki de biz yorumlarımızla olayı daha anlaşılmaz ve girift hale getiriyoruzdur. Olamaz mı? Bence olabilir. Örneğin girdiğimiz bir sınavı başaramamışızdır. Olayın kendi tarafımızdan bilinen yalın bir açıklaması vardır. Ama yorumlar çoktur. Herkes kendine göre bir yorum yapar ve bir açıklamada bulunur. Ama o yalın gerçek değişmez. Onu biz biliriz ya da empati kuracak kadar bizi seven birkaç dostumuz. Ve sonra…., sonra mı? Güler geçeriz.

Aynı örneği şu yaşadığımız pandemi (Covid-19) için de verebiliriz. Neredeyse ağzı olan konuştu ve bir yorum yaptı. Yapmaya da devam edilecek. Ama yorumlar olayın arkasındaki basit ve yalın gerçeği değiştirmeyecek. Tabi ki şu an biz bunu bilmiyoruz. Belki de hiç bilemeyeceğiz. Olaya biraz da bu açıdan bakmakta fayda var. Ama hepimizin net olarak bildiği bir şey var ki bu salgın hızla yayılıyor. Herkesin birey olarak kendisine düşen sorumlulukları titizlikle yerine getirmesi gerekiyor.

Günlük hayatımızda olaylara bir de bu açıdan bakmalıyız. Belki de gerçek sadece bir “nokta.” Biz bu noktayı yorumlamak için ciltler dolusu kitap yazdık. Salonlar dolusu konuştuk ve tebliğler sunduk. Uzun uzun gece gündüz tartıştık. Ve bir gün birisi geldi, kalemini çıkardı ve beyaz bir sayfaya hafifçe dokundu ve sordu: Bu muydu?

Eğer hala zamanımız varsa ki çok şükür var, vaktimizi birbirimizi dinlemeye, anlamaya, sevmeye ve empati kurmaya ayıralım. Sizce de tartışa tartışa birbirimizi yeterince yormadık mı? Asıl tartışmanın gerçeği bulmak için “fikir geliştirmek” olduğunu unutmadık mı? Belki de gerçeğin çok basit ve yalın olabileceğini göz ardı etmedik mi? Mars etmek, gol atmak, karalamakla zamanımızı yeterince harcamadık mı?

Ben tercihimi yaptım. Bu dünyaya kavga etmeye gelmedim. Dinleyip anlamaya, okuyup öğrenmeye, sevip saygı duymaya, Yüce Yaratıcımızı bulmaya geldim. Ya siz?… Peki o zaman, haydi ver elini…

Birbirimizi sevip sayacağımız, dinleyip anlayacağımız, türkü tadında bir hayat yaşayıp Mevlana tadında bu hayata veda edeceğimiz o mutlu ve güzel günlere beraberce el ele…

Bir cevap yazın

ABONE OL