ÖRNEK YAŞAMLAR

Sahi biz yozlaşmanın bu noktasına nasıl geldik? Arkadaşım oturduğumuz köy kahvesinde anlatmaya başladı. “Aslında biz yaptık, ben de varım bu işin içinde” diye söze başladı. Bir örnek vererek konuşmasını sürdürdü. “Bir grup genç uzun yıllar önce köyde yola yan yatmış bir ağaç kütüğünün üzerinde oturmuş sohbet ediyorduk. Yolun öbür başından köyün yaşlılarından bir amca yavaş yavaş bize doğru geliyordu. İçimizden biri ayağa kalkmak istedi. Onu yerine oturttum ve ayağa kalkmakla saygı olmaz, boş ver” dedim. “Sonra sigarayla saygı olmaz dedik, daha sonra bir büyüğün yanında bacak bacak üstüne atmayarak saygı olmaz, o olmaz, bu olmaz diye diye ortada olacak bir şey kalmadı” diye sözlerini tamamladı.

Evet aslında kimse bize bir şey yapmadı. Ne yaptıysak kendimiz yaptık. Sonra “Ne oldu bize böyle?” diye paniklemeye başladık. Duyarlı olan kurum ve kuruluşlar değerler eğitimine önem vermeye başladı. Duyarlı olan her kurum-kuruluşa ve duyarlı olan her bireye buradan teşekkür etmek istiyorum. Bu iş sahaya inip pozisyon almadan, elimizi bu ağır yükün altına koymadan çekirdek çıtlatıp hakeme küfür etmekle olmayacak.

Önceden çevremizde örnek yaşantılar vardı. Sözü sohbeti dinlenen, meclislerinde rahat edilen, küçücük fincanlara kırk yıllık hatırların sığdığı vefalı dostluklar vardı. Mana ön planda, madde ise arka plandaydı. Söz senet hükmündeydi (günümüzdeki kimi karşılıksız senetler gibi değil), vaatler ölüm ya da ciddi bir hastalık olmadıkça mutlaka yerine getirilirdi. Verilen bir sır ancak mezara giderdi.

Şimdiki manzara ise bambaşka. Reytinge kurban edilen insani değerler, haber uğruna masum zihinlere kazınan kırk yıl düşünsek aklımıza gelmeyecek karanlık senaryolar, akla ziyan siyasi hesaplar, tamamen maddesel ilişkiler, temel dürtüler seviyesindeki söz ve davranışlar bu manzaranın ilk bakışta gözümüze çarpan rahatsız edici unsurları. Haberi değerlendirme kriteri izlenme oranı, öğrenciyi değerlendirme kriteri not, insanı değerlendirme kriteri para.

Hiçbirimiz kendimizi temize çıkarmayalım. Bu manzara bize ait. Bu çizdiğimiz resim bizim. Önceki resim de bize aitti, şimdiki de bize ait. Bundan sonraki çizeceğimiz resim de bize ait olacak.

Öyleyse gelin bizden sonra yüzyıllar boyu hatırlanacak güzel resimler çizelim. Nasıl ki biz bizden önceki resmi büyük bir beğeni içinde hatırlıyorsak, bizim çizeceğimiz resmi de bizden sonraki kuşaklar büyük bir saygı ve sevgi ile ansınlar. Bu tamamen şimdiki yaşantımızla ilgili alacağımız karara bağlı.

Ortada bir ev, etrafında küçük de olsa bir bahçesi olsun. Ya da bu tarzı andıran yatay bir mimari ile inşa edilmiş bir yaşam alanı olsun. Komşular cama yakın değil, ama cana yakın olsun. Tabi ki elimizde küçük bir tepsi ile ilk kapıyı tıklatan da biz olalım. Her zaman elimizde olmasa da yüzümüzde mutlaka güller, gülücükler olsun. Sohbetlerimizde çocuklarımızı konuşalım, değerlerimizi, sevgiyi ve saygıyı hem konuşalım, hem de gösterelim.

Mümkünse o geceye veya günün hangi saatinde bir araya gelmişsek o ana ait kendimizce bir gündemimiz olsun. Şakalarımız da olsun elbette, ama her şeyi de şakaya vurdurmadan. Çocuklarımızın da fikirlerini alalım konuşma konularımızı belirlerken. Böylece onlara dolaylı, ama etkili bir şekilde ulaşabileceğimiz mükemmel bir kanal açmış oluruz.

Örnek yaşam oluşturmak için hepimizin karar vereceği, buna göre yaşayıp buna göre davranacağı o güzel ve mutlu günlere beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!