ÖZLEM

Taş plaklara mı? Damalı taksilere mi? Komşularla birlikte gidilen açık hava yazlık sinemalara mı?

Arnavut kaldırımlı dar sokaklara mı? Tek ya da çift katlı bahçeli evlere mi? Çocukların çok sevdiği elma, horoz ya da halka şekerlere mi? Odaları kaplayan el dokuması halılara mı?

Pencereleri çepeçevre dolaşan üstü halı ya da kilim, duvar tarafları ise bir kalıptan çıkmış gibi dayama yastıklarıyla çevrili sedirlere mi?

Odayı ısıtan teneke sobaya mı? Ya da odanın ortasında duran için közlü bakır mangala mı?

Elbette hepsinin payı var bu özlemde. Ama asıl özlem kırk yıl hatırı olan bir kahveyi karşılıklı paylaşırken bakışlardan süzülen “Sen benim için önemlisin, senin için ne yapabilirim?” samimiyeti. Bence asıl özlem duyduğumuz şey, karşılıksız, çıkarsız hissedilen içtenlik ve samimiyet. Ve hepimizin o kadar çok ihtiyacı var ki…Yola çıksak bir elimizde kandil ve diğer elimizde mendil. Gezsek diyar diyar gece, gündüz. Nefes nefese kalsak yürüyüp koşmaktan, dizlerimizin bağı çözülse yorgunluktan, dudaklarımız çatlasa susuzluktan. Sonunda bulsak.

Hasretle kucaklasak. Gönlümüzün en güzel köşesine koysak. Ömrümüzün sonuna kadar başımızın tacı yapsak. Hiç kırmasak ve hiç incitmesek. Baktıkça baksak. Sarıldıkça sarılsak. Konuştukça konuşsak. Evlerimize kapandığımız şu günlerde hepimiz için düşünme vakti. Gerçekten ne istediğimizi keşfetme vakti. İstediğimizi bulduktan sonra bulduğumuz şeyin değerini sonuna kadar bilmeye söz verme vakti. Hani hep diyoruz ya “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diye.

Gerçekten de olmasın zaten. Gerekli tüm dersleri almış, hatalarımızı düzeltmiş, iyilik ve güzellik peşinde koşmaya azmetmiş olarak çıkalım sokaklara vakti geldiğinde. “Sen benim için önemlisin, senin için neyapabilirim?” samimiyeti kaynasın yüreğimizden, süzülsün gözlerimizden, dökülsün dudaklarımızdan, kavrasın ellerimizden ve omuzlarımızdan. Evet, inanın böylesi çok daha güzel. Çünkü asıl resim bu. Çünkü asıl melodi bu. Çünkü asıl şiir bu. Kısacası asıl yaşanası hayat bu.

O halde gelin hep birlikte tekrar dışarı çıktığımızda ve birbirimizi gördüğümüzde nasıl konuşacağımızı, nasıl davranacağımızı ve nasıl bir hayat yaşayacağımızı hayal edelim. Dışarı çıktıktan sonra da bu hayalimizi gerçekleştirelim. Bu yaşadığımız süreci de hiç unutmayalım. Gözle görülmeyen küçücük bir virüs, ama verdiği dersler çok büyük. Komplo teorileri bir yana virüsün ardındaki o büyük kudret elini görelim. Çünkü Yüce Yaratıcımız bizi etrafı kirletelim, birbirimize yaşam hakkı tanımayalım, pastanın en büyük dilimini kendimize ayıralım diye bizi misafir etmiyor. Koskoca bir dünya verdi kirlettik, elçiler gönderdi kimini taşladık, kimini öldürdük. Kitap gönderdi işimize geldiği gibi anladık ve uygulamadık.

Artık kendimize gelelim. Küçücük bir virüsün hepimizi ev hapsine mahkum ederek cezalandırdığını hiç unutmayalım. Günü gelip dışarı çıktığımızda yeniden doğmuş gibi, yepyeni, neye özlem duyduğunu bilen ve umut dolu olarak çıkalım.

Özlemini duyduğumuz o gerçek samimiyeti yakalamak için önce kendimizin içten ve samimi olacağı o güzel ve mutlu günlere beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!