PARA İLAH OLURSA

İşte o zaman her şey bozulur. İnsanlık ve bütün maddi ve manevi değerler satışa çıkar.
İnsanlar birbirine “Sen kaç paralık adamsın?” diye sormaya başlarlar. Önce isim, sonra
meslek, sonra kaç para kazandığı gün, ay, yıl üzerinden hesap edilerek bir fiyat çıkarıverirler.
Elbette insanın bitmek bilmeyen maddi arzuları da bu materyalist durumu sürekli besler.
Çünkü bir tarafta bizim bitip tükenmek bilmeyen maddi doyumsuzluklarımız diğer taraftan
bu durumu fırsata çeviren, herkese ve her şeye bir fiyat biçen maddeci zihniyet.

Yetinmek silahıyla karşısına çıkıp meydan okumadan maddeci zihniyetten
kurtulamayız. Mesleği ne olursa olsun, karakteri ne olursa olsun “Biraz daha fazla olsa fena
mı olur?” düşüncesi ve niyeti herkesi o materyalist zihniyete teslim eder, o da bütün insani
değerleri bir silindir gibi ezer geçer. Günümüzde dili, dini, ırkı, cinsiyeti ne olursa olsun herkes
bu durumun içindedir.

Tarlalar görüyorum, mevsimine göre ekilen, renk değiştiren ve olgunlaşan. Sarı, yeşil
tarlalar görüyorum. Kimi zaman insanların araçlarından inerek tarlaların içine dalıp resim
çektirdiklerine tanık oluyorum. Şükrediyorum Yüce Yaratıcımıza her mevsim bize sayısız
ikramlarda bulunduğu için. Aynı zamanda üzülüyorum bu güzelliğin ardındaki mal ve miras
kavgalarını bildiğim için. Kimi tarlalar yıllarca bir kişi tarafından kullanılmış, ama hissedarlara
beş kuruş ödenmemiş. Kimileri miras kavgası yüzünden mahkemelik. Kimileri borca karşılık
ipotekli ya da hacizli. Kimileri düzenbaz aracıların eline düşmüş ve fahiş fiyattan satılık.
Kimilerinin toprağına ise kan bulaşmış. Peki neden? Çünkü para ilah olmuş.
Halbuki en büyük başarı ve mutluluk ömrünün sonuna kadar sağlıklı bir bedenle
kalmak ve mutlu olmaktır. Geçimini temin ettikten sonra kalanıyla diğer ihtiyaç sahiplerine
gizlice el uzatmaktır. Hırsın fazlası sağlığımızı, mutluluğumuzu kısacası ömrümüzü yer bitirir.
Kazandık zannederiz, ama en büyük kaybeden bizizdir farkına bile varmadan. Hep koştur, hep
yetiştir, hep öde, hep ince hesap yap. Gök yüzünü doya doya seyredemeden, bir çiçeğin taç
yapraklarının açılışını göremeden, bir kuş cıvıltısı eşliğinde bir gölgede dinlenemeden göçüp
git. Hepsi bu mudur?

Yiğitler lazım şimdi. Karşı çıkacak ve meydan okuyacak. Kendini ve değerlerini asla
çiğnetmeyecek. Yetinmesini bilecek ve gerektiğinde yer sofrasına diz çökecek. Sofrasındaki
ekmek bal börek gibi gelecek. Sevgisi içinde gizli, saygısı edebinden belli. Sadece bu dünya
için yaratılmadığının farkında. Attığı adımdan, söylediği sözden emin. Evet yiğitler lazım hem
erkeğinden, hem kadınından hem de çocuğundan. Değişim lazım bize hem de en güzelinden.
İlk adımı atmaktan korkmayacak cesur insanlar lazım. İşte o zaman her şey farklı olacak.
Güneş bambaşka doğacak yeryüzüne. Tarlalar bir başka gülümseyecek hepimizin yüzüne.

Parayı ilah ve amaç değil, sıradan bir araç haline getirmek için yüreğimizi ortaya
koyacağımız o güzel ve mutlu günlere beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!