PROF. ÖZDEMİR: SAYIN BAHÇELİ’NİN ÇOK BÜYÜK BİR LİDERLİĞİ VAR

Türkiye’nin soykırım yalanlarına karşı verdiği mücadelede önemli birikimlerin sağlandığı 2000’li yılları hatırlatan Prof. Dr. Hikmet  Özdemir, Lider Devlet Bahçeli’nin Başbakan Yardımcılığı yaptığı dönemde bilimsel çalışmalara verdiği desteğe vurgu yaparak “Sayın Devlet Bahçeli’nin o dönemde yapılan araştırma faaliyetlerinde büyük bir liderliği var. Kendisine teşekkür etmemiz gerekir” diye konuştu.
Uluslararası siyasette soykırım iftirasıyla köşeye sıkıştırılmak istenen Türkiye’nin ekonomide, orduda, bilimde, her alanda güçlü olması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Hikmet Özdemir en ufak bir zaafın telafisi mümkün olmayan zararlara yol açacağına dikkat çekerek “Milli denklemimiz belli: Güçlü devlet ve güçlü Türkiye” ifadelerini kullandı.

GÜÇLÜ DEVLET, GÜÇLÜ TÜRKİYE
Bunların istekleri, tanıma, tazminat ve toprak. Güçleri yetse, yapabileceğine inansalar bunu denerler. O zaman bizim milli denklemimiz belli: “Güçlü devlet ve güçlü Türkiye. Ekonomisi güçlü, ordusu güçlü, bilimde güçlü, her şeyde güçlü Türkiye. Başka bir seçeneğimiz yok. En ufak bir zaaf bize telafisi mümkün olmayan zararlara yol açar. Sıfır hatayla sürdürmemiz gereken bir oyun kurmamız lazım. Bazıları “Bu konu siyaset üstü olmalıdır” falan diyor. Ben farklı bir kavram kullanayım. Bu konu partiler üstü olmalıdır.”

Bir ifadenizde Birinci Dünya Savaşı’nda kendi çıkarları doğrultusunda Ermenileri kullanan devletlerin bir diyet borcu olarak sözde Ermeni soykırımını tanıdıklarını dile getiriyorsunuz. Siyasi hesaplar tarihsel gerçekliğin önüne geçiyorsa Türkiye hangi enstrümanlarla soykırım iftirasına karşı mücadele edebilir?

Bu bir psikolojik savaş. Bu psikolojik savaşta biz ne yapmalıyız? Tıpkı eski tarihimizde ok atan yiğitler gibi oku en uzağa fırlatmak için omuzlarımızdaki güçle yayı germemiz lazım. Yayı germek demek hemen fırlatmak demek değildir. Önce bir düşüneceğiz. Bize yapılan saldırılardan birisi de diplomatlarımıza yönelik ASALA tarafından gerçekleştirilen saldırılardı. 36 diplomatımızı katlettiler, bir tanesi de askeri ataşeydi. Her yola başvuruldu, en son bu noktaya gelindi. 3T’nin birincisi bu: Tanıtma. Silahlı terör de kullanıldı, anıtlar dikildi vesaire. Bizim de izlediğimiz bir yol var. Biz Lozan’a kadar, 1916’dan 1923 yılına kadar bu konuları anlatan 33 tane yayın yapıyoruz. Bu yayınlar Fransızca, İngilizce, Arapça, çok dilli yayınlar. Fotoğraflarla destekliyoruz yayınlarımızı. Dünya kamuoyuna biz o tarihlerde olayların nasıl olduğunu belgelerle, fotoğraflarla anlatıyoruz. İnanın o zaman yapılan yayınların kalitesine biz hâlâ ulaşamadık. Bazıları da 1919-20 yıllarında Avrupa’daki Türk cemiyetleri tarafından yapılan yayınlar. Fransızca yapılıyor bu yayınlar.

Mesela Reşit Saffet Bey var, Türk Ocağının kurucularından ve aynı zamanda yöneticilerinden. Tarih Kurumunun da kurucusu aynı zamanda, iki dönem de milletvekilliği yapmış bir şahsiyet. Onun Fransızca yayınları var. Güvenlik nedeniyle müstear ad ile yayınlanmış “Kara Şemsi” diye. Ben Cenevre Üniversitesi Kütüphanesi’nde ilk gördüğümde hayranlık duymuştum. Aynı şekilde Ahmet Rüstem Bey’in Fransızca- İngilizce yazdığı kitaplar var. Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Berlin Türk Ocağı adına yaptığı bir istatistik çalışması var, onu buldum, Fransızca yayınlanmış. Bir hocamdan rica ettim, sağ olsun tercüme etti. Onu da ilk fırsatta yayınlayacağız, hem Fransızca hem Türkçe olarak.

O ZAMANKİ DEVLET POLİTİKAMIZ
Demek istediğim şu: Çok donanımlı bir kadro var o yıllarda. Ondan sonraki dönemde devlet olarak politikamıza baktığımızda; harpte o kadar çok katliam olmuş, o kadar insanımızı kaybetmişiz, kadınımızı lekelemeye çalışmışlar, evlatlarımız katledilmiş, çocuklarımız katledilmiş. Yani öyle mezalim raporları ve fotoğrafları var ki korkunç. Bunlara yürek dayanmaz. Bizim devlet liderliği o tarihte şöyle bir yol benimsemiş: Demiş ki “Bunları hatırlatmaya gerek yok, bunları tekrar etmeye gerek yok. Biz kin ve intikam peşinde koşan bir nesil yetiştirmeyeceğiz. Biz insan yetiştireceğiz, yurttaş yetiştireceğiz, barış insanı yetiştireceğiz.”

1965 yılına geldiğimizde 1915’in 50’nci yılında Ermeniler Erivan, Moskova, Beyrut, Paris, Londra’da, Avrupa şehirlerinde, Amerika’da 50’nci yıl anma törenleri yapmışlar. Biz hiçbir şey yapmıyoruz o sırada. İnanır mısınız akademik anlamda da bir şey yapmıyoruz, siyasi anlamda da bir şey yapmıyoruz. Hiç bu konular yokmuş gibi yaşıyoruz. Ne zaman ki Kıbrıs Barış Harekâtı’yla ve hemen arkasından 1974’ten 1983’e kadar birbiri ardına silahlı terör faaliyetlerine maruz kalınca işler değişmeye başladı. Hatta Ankara’nın göbeğinde, havalimanında bile terör eylemi gerçekleştirdi Ermeni militanlar. Bu facialar başımıza gelmiş, silahsız ve savunmasız insanlarımız, diplomatlarımız hayatlarını kaybetmeye başlamışlar. Onun üzerine biz, bununla nasıl mücadele ederiz diye düşünmeye başlamışız.

ASALA İLE ANLADIĞI DİLDEN MÜCADELE ETTİK
ASALA terörünün sonlandırılmasıyla ilgili faaliyetlerimiz de çok önemlidir. Onu ayrıca şükranla yâd etmek gerekir. Çünkü neyden anlıyorsa o şekilde cevap verilmesi gerekir. Silahlı terör grubuna karşı çiçek demetiyle falan mücadele edilmez. Usulüne göre ve terörün anlayacağı dille mücadele edilmiş ve o iş sonlandırılmıştır. Bir daha da teşebbüs etmeleri mümkün değildir. O iş kolay değil.

Akademik anlamda, 1950’de Esat Uras’ın hazırladığı çok önemli bir eser var, Ermeni kaynaklarından da yararlanılarak hazırlanmış fevkalade bir eser. Sadi Koçaş’ın yaptığı bir yayın var, Azerbaycan’da da basılmıştı. O da iyi bir çalışmadır gerçekten. Ancak üniversitelerde falan bu konuyla ilgili hiçbir şey yok. O faaliyetlerden sonra Kamuran Gürün’ün imzasıyla çıkan “Ermeni Dosyası” diye bir eser var. Ondan sonra bir ekip oluşturuluyor emekli askerlerden ve emekli büyükelçilerden oluşan. Neden onlardan oluşturuluyor? Çünkü hem konuya vakıflar hem Osmanlıca biliyorlar hem de gerçekleşen ölümler bu görevlilerimizin meslektaşları. Onları ben tanıma şerefine nail oldum. Avrupa’daki gelişmeler hakkında onlara bir brifing de vermiştim. Çok değerli insanlar ki onların birçoğu da şu anda vefat ettiler. Onlar ilk defa Osmanlı arşivlerinde ekip olarak çalışma yaptılar.

SAYIN BAHÇELİ’NİN ÇOK BÜYÜK BİR LİDERLİĞİ VAR
Burada benim gözlemlediğim, bu çalışmalar belli bir yerde kesiliyor. Ondan sonra benim de içerisinde bulunduğum Tarih Kurumunda Ermeni çalışmalarıyla ilgili bir grup oluşturuldu. Ben bu işle ilgilenmeye başlayınca bütün literatürü incelediğim gibi bizim devletimizin bu konudaki politikasını da inceledim, hangi dönemde neler yapılmış diye. Zamanla, bilhassa bu konu MGK tarafından gündeme alındı. Bu konuda Sayın Devlet Bahçeli’nin çok büyük bir liderliği var.

2002’den önceki hükümette Başbakan Yardımcısı’yken o dönemde yapılan araştırma faaliyetlerinde büyük bir liderliği var. Kendisine teşekkür etmemiz gerekir.

Amerika’da, Rusya’da, Fransa’da arşivlerde yapılan o çalışmalar daha sonraki dönemde öyle bir noktaya geldi ki şu anda Türkiye’de çok iyi bir birikim oluştu. Türkiye’deki üniversiteler hem arşivlere hâkim hem gerek doktora tezlerinde gerek bağımsız yapılan araştırmalarda çok esaslı bir seviyeye ulaşıldı. Araştırma alanında neredeyse bir yayın patlaması oldu. Ben bunları bir yayınımda grafiklerle de gösterdim, “Ermeni İddiaları Karşısında Türkiye’nin Birikimi” adlı rapor, Meclis tarafından yayınlanmıştı.

BU BİR BEKA SORUNUDUR
Burada yoğunlaşılması gereken nokta şu: Tarihi olayların ne şekilde cereyan ettiğini ortaya koyan araştırmaların, birincisi iç kamuoyumuza anlatılması gerekiyor. Yeni kuşakların okuduğu ders kitaplarında veya STK’ların toplantı ve konferanslarında bunların sabırla, her kuşağa anlatılması gerekiyor. İkincisi de dış dünyaya daha fazla anlatılmaya devam edilmesi gerekiyor. Orayı da ikiye ayırıyorum. Birinci grup ABD’de, İngiltere’de, Almanya ve Fransa’da yaşayan soydaşlarımız var. Onlara ayrıca anlatılması gerekiyor, o çok önemli. Bir de yabancı kamuoyuna, yabancılara anlatılması gerekiyor. Bu öyle bir mücadele ki şimdi size “Bu mücadele bin yıl sürecek” desem eksik olur. Milletimiz yaşadığı sürece bu mücadele sürecek, benim şahsi kanaatim budur. Bu bizim için bir beka sorunudur. Çünkü diaspora ve diğer gruplar içerisinde kin ve intikam duygularıyla yetişen yeni Ermeni kuşaklar var. Gözleri o kadar döndü ki ASALA onların içerisinden devşirilen gençlerden oluştu.

KAHRAMANLARI TANI VE SAHİP ÇIK
“Ermeni literatürüne baktığınız zaman General Andranik’ten bahsediyor. Andranik bir çeteci ama ondan kahraman olarak bahsediliyor. Andranik’e karşı mücadele eden bizim kahramanlarımız var. Bu kahramanlarımızı da katliamcı olarak görüyorlar ve bizim de öyle kabul etmemizi istiyorlar. Böyle bir şey olmaz. İpsiz Recep, Topal Osman, Şahin Bey, Sütçü İmam oradaki Müslüman ahalinin haklarını koruyan kahramanlar. Biz bunları reddedecekmişiz. Böyle bir şey olmaz.”
KAHRAMANLARIMIZI ANLATALIM
Ermeni literatürüne baktığınız zaman General Andranik’ten bahsediyor. Andranik bir çeteci ama ondan kahraman olarak bahsediliyor. Andranik’e karşı mücadele eden bizim kahramanlarımız var. Bu kahramanlarımızı da katliamcı olarak görüyorlar ve bizim de öyle kabul etmemizi istiyorlar. Böyle bir şey olmaz. İpsiz Recep, Topal Osman, Şahin Bey, Sütçü İmam oradaki Müslüman ahalinin haklarını koruyan kahramanlar. Biz bunları reddedecekmişiz. Böyle bir şey olmaz. Bunlar bizim kahramanlarımız. Bu insanların hayatları, hikâyeleri yeni kuşaklara anlatılmalı. Tarihi gerçeklerin kamuoyuna anlatılmasının öneminden bahsettiniz. Bugün Türkiye’de bir siyasi partinin çıkıp “Ermeni soykırımıyla yüzleşin” gibi bir açıklama yapması, bu konuya yıllarını vakfetmiş sizin gibi değerli bir bilim insanımıza neler düşündürüyor?

Tarihi gerçeklerin kamuoyuna anlatılmasının öneminden bahsettiniz. Bugün Türkiye’de bir siyasi partinin çıkıp “Ermeni soykırımıyla yüzleşin” gibi bir açıklama yapması, bu konuya yıllarını vakfetmiş sizin gibi değerli bir bilim insanımıza neler düşündürüyor?

HDP’NİN OLDUĞU YERDE GİZLİ OTURUM YAPILMAMALI
O çok vahim ve aymazca bir durum. O bana şunu düşündürttü. Ben Türk Parlamento tarihiyle de ilgili uzun zaman çalıştım. Hâlen de çalışıyorum. Bizim özellikle Milli Mücadele’de Meclisimizde çok sık, gizli oturumlar vardır. Birinci Meclisimizde gizli oturumlar çok fazladır, hemen açık oturum yapılır ve gizli oturuma geçilir.

Çünkü dışarıya, Yunan tarafına bu bilgilerin gitmesinden, İngilizlere gitmesinden endişe edilmektedir. Gizli oturumda beka sorunu ve bazı özel şeyler konuşulur. Bugün şunu söylüyorum: Artık Türkiye Büyük Millet Meclisinde gizli oturum yapılmamalıdır. Bu çok acı bir şey. Bunu söylediğim için de üzülüyorum. Böyle bir bildiri yayınlayan bir partiyle neyi konuşacaksınız Allah aşkına?

MİLLİ SİYASET
Bunların istekleri, tanıma, tazminat ve toprak. Güçleri yetse, yapabileceğine inansalar bunu denerler. O zaman bizim milli denklemimiz belli: Güçlü devlet ve güçlü Türkiye. Ekonomisi güçlü, ordusu güçlü, bilimde güçlü, her şeyde güçlü Türkiye. Başka bir seçeneğimiz yok. En ufak bir zaaf bize telafisi mümkün olmayan zararlara yol açar.

Sıfır hatayla sürdürmemiz gereken bir oyun kurmamız lazım. Bazıları “Bu konu siyaset üstü olmalıdır” falan diyor. Ben farklı bir kavram kullanayım. Bu konu partiler üstü olmalıdır. Çünkü partiler üstü olan bir işte siyaset olabilir, onun adı da milli siyasettir.

Atatürk Milli Mücadele’de, Milli Mücadele’nin askeri kısmını garanti altına almadan parti kurmamıştır. Parti kuracağını Ankara’da basın mensuplarına ne zaman açıklıyor?

Aralık 1922’de. Mudanya Ateşkes Anlaşması yapıldıktan sonra. Neden o tarihe kadar bir parti kurmuyor veya bir parti gibi hareket etmiyor? Çünkü Anadolu’daki bütün milli gücü bir araya getiriyor. Bunun adı milli siyasettir.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!