TAŞIDIĞIMIZ SORUMLULUĞUN FARKINDA MIYIZ

Anne, baba, akrabalar, arkadaşlar, tanıdıklar, tüm meslek grupları, kısacası tüm
insanlar hepimiz taşıdığımız sorumluluğun farkında mıyız? Ne konuşursak ve nasıl
davranırsak nelere yol açabileceğimizi biliyor muyuz? Belki bize göre ufak bir özensizliğin
ağzımızdan çıkan kaba bir kelimenin, ihmalkarlığın, üşenme ya da ertelemenin ne gibi
sonuçlar doğuracağının bilincinde miyiz? Varlığımızla, duygu ve düşüncelerimizle,
sözlerimizle, tutum ve davranışlarımızla evrene sürekli mesajlar yolladığımızı biliyor muyuz?

Çoğumuzun maddenin peşinde koşarken kırıp geçirdiklerimizden, döküp
devirdiklerimizden haberimiz bile yok. Olsa da çok umurumuzda değil. Başını önüne eğmiş
cep telefonuna kilitlenmiş bireyler gibi maddenin peşinde koşarken yuvarlanacağımız
uçurumun farkında bile değiliz. O uçurum kuralsızlıktır, manasız maddeciliktir, her şeyi maddi
menfaat üzerine inşa etmektir.

Geçmişe oranla bu kadar madde zenginliği artışının bizi tatmin etmemesi (zaten
etmesi mümkün değildir) artan psikolojik sorunlardan ve intihar girişimlerinden de kolayca
fark ediliyor. O zaman eksik olan bir şey var: Mana eksikliği ve bunun sonucu olan
anlamsızlık. Hele hele evrenin var oluşunu akılsızca ve rastgele bir patlamanın sonucuna

bağlamak kendimizle birlikte her şeyi anlamsız kılıyor.
Yaşam zevki maddeyi tamamlayan mana ile birlikte mümkündür. Hatta mana biraz
daha maddenin üstündedir. Örneğin Karun kadar zengin olsak bile gözümüz hala daha
fazlasında ise ve henüz buna sahip olamamışsak hala aç, hala mutsuzuz demektir. Diğer
yandan “yetinme” gibi bir duyguya sahipsek tokuzdur, mutluyuzdur, huzurluyuzdur. Manayı
bir çeşit afyon ya da uyuşturucu gibi görüp onu dışlayanlar ateizmin savunuculuğunu
yapıyorlar. Tüm insanlığı madde için birbirleriyle kıyasıya yarışan, savaşan, öldüren ve yok
eden bir uçuruma doğru sürüklüyorlar.

Maddeyi önceleyen anlayışlar taşıdığımız sorumlulukları da kaybettiriyor. Her şeye
madde gözüyle bakıldığı için en kısa yoldan ya da en az yorularak en çok nasıl kazanırım
çarpık düşüncesi yaygınlaşıyor. Çok az insan yaptığı işin hakkını verip vermediğini kendi
vicdanında sorguluyor. Geri kalanlar “teftiş” edilmediği sürece çok da fazla vicdani bir
rahatsızlık duymuyor, ve toparlanma ihtiyacı hissetmiyor.

Doktor “Kaç para alıyor?”, subay “Kaç para alıyor?”, hakim “Kaç para alıyor?”,
öğretmen “Kaç para alıyor?”. Kısacası hemen her meslekle ilgili hepimizin kafasında önce
mesleği sonra kaç para aldığı canlanıyor. Dikkat edin hemen hiç kimse o mesleğin getirdiği ya
da yüklediği sorumluluklarla ilgilenmiyor. (Sadece kızdığımız zaman “Sen ne biçim ……..?”
diyerek mesleki sorumluluğu hatırlarız ve hatırlatmada bulunuruz.)

Öyleyse mesleki sorumluluk sadece maddeyle değil mana ile de ilgilidir. Bir toplumun
geleceğini inşa etmek, iyi vatandaş, iyi insan yetiştirmek tamamen mana ile ilgilidir. Bütün
bunları aldığımız maaşa göre değil aldığımız mana eğitimine göre düşünür ve ona göre
hareket ederiz.

Taşıdığımız sorumluluğun farkına vararak ona göre hareket edeceğimiz ve ona göre
yaşayacağımız o güzel ve mutlu günlere beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!