ARDINDA AÇIK KAPILAR BIRAKMAK

Peşin peşin konuşup taksit taksit geri yutmak ya da yutkunmak. Büyük büyük konuşup
küçük küçük yemek zorunda kalmak. Önünü ardını düşünmeden hesapsızca atıp tutmak ve
gerçekler ortaya çıkınca havaya bakıp ıslık çalmak. Bilmeden ahkam kesmek ve yönlendirme
yapmak. Duyduğumuz bir haberin kaynağını araştırmadan doğruymuş gibi lanse etmek.
Kısacası ardımızda açık kapı bırakmadan kendimizi kilitlemek ve manevra alanımızı
daraltmak.

Övgülerimizde nasıl ölçülü olmamız gerekiyorsa yergilerimizde de ölçülü olmamız
gerekir. Birine ya da birilerine duyduğumuz öfke ve kin bizi gerçeklerden koparmamalıdır.
Aksi takdirde yaptığımız haklı eleştiriler bile “Adam kininden dolayı böyle konuşuyor”
engeline takılır ve hiçbir zaman yerine ulaşmaz. Kurduğumuz cümleler açık uçlu olmalı ve
hüküm içermemelidir. İddia makamını ve savunmayı dinlemeden, kanıtları görmeden hakim
bile hüküm veremezken bizler nasıl oluyor da hükümler verip kolayca insanları mahkum
edebiliyoruz?

İngiliz yazar Rudyard Kipling doğu ve batının iki ayrı dünya olduğunu ve asla bir araya
gelemeyeceğini söylüyor. Mantığımızla değil duygularımızla hareket ettiğimizi ifade ediyor.
Aslında bu durum kaderimiz olmak zorunda değil. İstersek değişir, istersek dönüşürüz.
Evrensel doğrular ve değerler etrafında el ele birleşiriz.
Hiç kimse doğacağı coğrafyaya kendi karar vermedi. Mensup olduğu milleti kendi
seçmedi. Biz dünyaya geldiğimizde bütün bunları hazır bulduk. Öyleyse kendi seçimimiz
olmayan bir durum için ne öyle fazla böbürlenmeye ne de öyle ezik hissetmeye hiç gerek yok.
Hepimiz insanız ve hepimizin birbirinden farklı fikirleri olması gayet doğal. Doğal olmayan
farklı fikirlerimizden dolayı birbirimizi rencide etmemiz, suçlamamız ve mahkum etmemiz. Ve
asıl insani olmayan ardımızda açık kapılar bırakmadan, hüküm içeren, keskin ve sivri
cümlelerle karşımızdakini bitirmemiz. “Artık o hiçbir zaman doğru şeyler yapamaz”
önyargısına saplanmamız.

Aslında yaptığımız nedir biliyor musunuz? Kendi kendimizin işini bitirmek ve kendi
kendimizi mahkum etmek. Çünkü kızdığımız, öfke duyduğumuz ve kin beslediğimiz kişiyle
birlikte ondan gelebilecek bütün güzel ve doğru şeylere de kapılarımızı kapatmış oluyoruz.
Tıpkı tarihte içtihat kapılarını kapatarak Batı medeniyetinin gerisine düştüğümüz gibi. Birini
hor ve hakir görürsek ondan bir şey almayız, değil mi? Ama o hor ve hakir gördüğümüz kişi ya
da kişiler genel kabul görmüş ve hiç kimsenin reddedemeyeceği şeyler yaptıklarında utana
sıkıla almak ve kabul etmek zorunda kalırız. Tıpkı geçmişte uzun süre Avrupa’dan matbaayı
almayışımız ve sonra kabul etmek zorunda kalmamız gibi.

O halde yapmamız gereken hiç kimsenin diline, inancına, ırkına, rengine ve cinsiyetine
bakmadan evrensel genel kabul görmüş doğrular ve insani değerler etrafında birleşmektir.
Suçlamayı iddia makamlarına, hükmü hakimlere bırakalım. Bizler birbirimizi anlamaya ve
keşfetmeye bakalım. Belki çok değerli bir insan şu an hemen yanınızda veya karşınızda
oturuyordur, olamaz mı?

Birbirimizle ilgili cümleler kurarken gayet dikkatli, saygılı, hüküm içermeyen açık uçlu
ifadeler kullanacağımız, karşılıklı olarak birbirimize yanılma payı bırakacağımız o güzel ve
mutlu günlere beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!