ASIL ZENGİNLİK PARANIN SATIN ALAMAYACAĞI ŞEYLERE SAHİP OLMAKTIR

İyi niyet, olumlu bakış açısı, gelecekten umutlu olmak, merhamet ve yardım duygusu,
sevgi, saygı, cesaret, ileri görüşlülük, sadakat, vefa, çözüm odaklı düşünme becerisi,
dürüstlük ve cömertlik. Ne kadar zengin olsak da bütün bunları satın alabilir miyiz? Alamayız.
Eğer bizde yukarıda sayılanlardan biri ya da birkaçı varsa zenginiz demektir. Çünkü bunların
parayla ilgisi yoktur. Satın alınamazlar, sadece öğrenilip kazanılırlar. Zaten eğitimden maksat
da bu özelliklerin bir süreç içerisinde öğretilmesi ve kazandırılmasıdır.

Bir İngiliz atasözü “Gerçek insan bir şeye sahip olan değil, kendisi bir şey olandır” der.
En son model lüks arabalarımız, sayısını bilmediğimiz villalarımız, uçsuz bucaksız arazilerimiz,
altınımız, dövizimiz bizi “biz” yapmaz. Sadece varlıklı yapar o kadar. Biz “biz” yapan, “insan”
yapan sahip olduğumuz değerlerimiz ve karakterimizdir. O karakter de onlarca sıfırın
önündeki bir rakamı gibidir. Rakamı yüksek okutan da başındaki bir rakamıdır. O silindiğinde
“sıfıra sıfır elde var sıfıra” durumuna düşeriz.

İnsanlar görüyoruz, yolda, çarşıda, pazarda. Herkes bir koşuşturma içinde. Alacak,
verecek, ödenecek, yapılacak, yetişecek, biçilecek, dikilecek, pişecek vs. Sizce kaç kişi gönül
rahatlığı içinde, alacağından emin, ödeneceğinden şüphe etmeyen bir şekilde koşturuyor?
Örneğin kefil olduğunuz kişinin borcunu zamanında ödeyeceğinden ya da çocuğunuz
kaybolduğunda bulan kişinin size teslim edeceğinden emin misiniz? Evinize çağırdığınız
ustanın işini hakkıyla yapacağına ve sadece hak ettiği ücreti sizden alacağına güveniyor
musunuz? Avukatınızın sizi kandırmayacağından, doktorunuzun size promosyon aldığı ilaç
firmalarının ilacını yazmayacağından, öğretmeninizin çocuğunuzu en iyi şekilde eğitip
yetiştireceğinden emin misiniz? Eğer bütün bu sorulara gönül rahatlığı ile “Evet”
diyemiyorsanız hepimize düşen çok büyük sorumluluklar var demektir.

Öncelikle yapmamız gereken konumumuzu sorgulamaktır. Nerede duruyoruz?
Kimlere, nasıl destek veriyoruz ya da engellemeye çalışıyoruz? Bu soruların cevabı bizim
bulunduğumuz konumdur. Desteklediklerimiz parayla satın alınamayacak değerler olduğunu
söyleyenler ve bunu yaşayıp yaşatmaya çalışanlar mı yoksa “yediğim içtiğim, vurup aldığım
kardır” deyip her şeyi maddeleştirenler mi? Engellemeye çalıştığımız kimler? Helalinden
kazanıp helalinden harcamaya çalışanlar mı yoksa haram helal demeden bulduğunu
götürenler mi? Bizzat iyiliği ya da kötülüğü kendi ellerimizle yapmasak bile verdiğimiz
doğrudan ya da dolaylı destekle yapılan iyiliklere ve kötülüklere ortak oluruz.

O halde kendimiz yapmıyorsak bile parayla satın alınamayacak değerler olduğuna
inanan insanlara gönülden destek verelim. Onları cesaretlendirelim. Yalnız olmadıklarını
hissettirelim. Mümkünse birlikte hareket edelim. Bireysel ve topyekun düzelmenin ancak
böyle olabileceğine inanalım. Sütunlarımızda, satırlarımızda, sohbetlerimizde, sayfalarımızda,
gönüllerimizde, zihinlerimizde bu insanlara yer verelim. Hep kötüleri değil, iyi olanları, iyilik
için çalışanları daha çok haberleştirelim. Unutmayalım ki her haber zihinlerde bir senaryo
yazar. Ya iyi ya da kötü. Siz hangisine vesile olmak isterdiniz?
Parayla satın alınamayacak değerler olduğuna inanacağımız ve bu yönde davranıp bu
yolda yaşayacağımız o güzel ve mutlu günlere beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!