ÇİZGİLERİ DOĞRU ÇİZMEK

Eğriyle doğrunun, iyilik ile kötülüğün, dürüstlük ile dolandırıcılığın, adaletle ile
adaletsizliğin arasını kalın çizgilerle ayırmalıyız. Ayırmalıyız ki birbirlerine karışmasınlar.
Karışmasınlar ki insanlar ikileme düşüp kendi çıkarına olana yönelmesin. Yönelmesin ki
toplum kaybettiği değerleri yeniden kazansın. Kazansın ki maddi olarak elde ettiğimiz
ilerleme ahlaki olarak da gerçekleşsin. Gerçekleşsin ki çocuklarımızın ve yeni kuşakların
ülkeleriyle ve milletleriyle her zaman iftihar edecekleri bir gelecekleri olsun.
Nasıl ki en basit bir oyunu bile kuralsız oynayamıyorsak, toplum hayatımızda da belli
çizgilerimiz olmadan yaşayamayız. Örneğin bir futbol oyunu oynanırken sahada hiçbir çizgi ve
kural olmadığını düşünelim. Neye göre köşe vuruşu? Neye göre serbest vuruş? Neye göre
penaltı ya da gol? Herkes kendi kafasına göre “Ben attım gol oldu” diyebilir mi? Elbette
diyemez.

Olması gerekenler, evrensel etik değerler kalın çizgilerimiz olmalıdır. Bunların şaka
yollu bile olsa esnetilmeye çalışılması bir topluma yapılacak en büyük kötülüktür. Örneğin
dürüstlük konusunda hep birlikte tavizsiz olmalıyız. Hatır için dinlemek, sorulduğunda ise
doğru olanı savunmak yerine kem küm etmek etrafımızdaki insanları ikilemde bırakır. Tıpkı
mantıkta olduğu gibi “Doğru veya Yanlış= Yanlıştır. Doğru ve Doğru= Doğrudur.
Ancak araya kişisel ve kurumsal çıkarlar girdiğinde esnetme başlıyor ve araya birçok
“veya” lar giriyor. Tabi ki de sonucun yanlış çıkması hiç şaşırtıcı değil. Bir de günümüzün
adeta modası haline gelmiş “Başarıya ya da paraya ulaş da nasıl ulaşırsan ulaş” fikri özellikle
gençlerin zihinlerini kemiriyor. Bir tarafta gençlerin ilgisini çekecek birbirinden ilginç ürünler
ve bu ürünlere ulaşmak için para gerekiyor olması “Amaca ulaşmak için her yol mubahtır”
sapkın düşüncesini yaygınlaştırıyor.

Diğer yandan bilgisine güvendiğimiz ve bir nevi manevi sığınak olarak gördüğümüz
kişilerin güven vermeyen söz ve davranışları da bu yaraya tuz, biber ekiyor. Geçenlerde bir
genç kız bir öğretmeninin dersinde ders boyu ağladığını ve ders öğretmeninin bir kere bile
“Ne oldu?” demediğini üzülerek anlattı.
Övgüyle bahsettiğimiz ve tüm ölçümlerde bir numara çıkan Finlandiya eğitim
sisteminde görev yapan bir öğretmen diyor ki: “Bizim asıl gayemiz öğrencilerimizin
kendilerine ve başkalarına saygı duymaları ve mutlu olmalarıdır.” Peki bizim asıl gayemiz
nedir?

Öyleyse gelin önce çizgilerimizi çizelim. Sonra kurallarımızı koyalım. En sonra da bu
hayatı dolu dolu yaşayalım ve karşımızdaki insanlara da yaşatalım. Doğrunun ne olduğunu
biliyorsak birilerine kızdığımız için, çıkarımıza uygun geldiği-gelmediği için onu değiştirmeye
ya da eğip bükmeye kalkmayalım. Cesurca doğruya doğru, eğriye de eğri diyelim.
Çizgilerimizi bütün evrensel etik değerlere göre çizeceğimiz, oyunu kuralına göre
oynayacağımız, hayatımızı kuralına göre yaşayacağımız o güzel ve mutlu günlere beraberce el
ele.

Not: “Tüm kurallar çiğnenmek içindir” diyene, izdihamda ezildikten sonra “Nasılsın?”
diye soralım. Tabi hala yaşıyorsa…

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!