Devlet Bahçeli: “HDP eşittir PKK’dır, YPG’dir, PYD’dir

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Ankara’da düzenlenen ‘Türkiye’nin Asli Gücü Analar Bacılar Kurultayı’na katıldı.

Kurultayda bir konuşma yapan MHP Lideri Bahçeli:

Muhterem Hanımefendiler,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Medyamızın Değerli Temsilcileri,

Bu müstesna toplantımızın başında sizleri hürmet ve muhabbetle selamlıyor, şükranlarımı sunuyorum.

Böylesi bir kurultay atmosferinde bulunmaktan bahtiyarlık duyuyorum.

Yurdumun her köşesinden bu salona teşrif eden analarımızla, bacılarımızla, bu cümleden olmak üzere tüm hanımefendilerle en iyi dileklerimi paylaşıyorum.

Analar-Bacılar Kurultayımızın düzenlenmesinde, tertibinde ve hazırlık aşamasında emeği geçen, desteği ve katkısı bulunan Aile, Kadın ve Engellilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Pelik Yılık Hanımefendi başta olmak üzere her kardeşime gönülden teşekkürü bir borç biliyorum.

Analar göz nurumuz, yürek atışımızdır.

Bacılar kardeşlik muradımız, huzur mayamızdır.

Türk kadını hepimizin yüz akı; iftihar ve itibar endazesidir.

Allah sizleri var etsin, azınız çok, eksiğiniz fazla olsun.

Bu vesileyle analarımıza, bacılarımıza hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum.

Saygıdeğer Hanımefendiler,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Kadının tarihi insanlığın tarihidir, çünkü kadın insan, bizler de insanoğluyuz.

Anadolu coğrafyasındaki var oluş sırrımız Türk kadının şerefli mücadelesinde saklıdır.

Doğuran, doyuran, dokunan, dolaysız sevgi ve bağlanışın doruklarına çıkan ve çıkaran analarımızdır.

Analığın ne demek olduğunu bizzat analar bilir, bizler sadece ana deyince ne hissettiğimizi, neyi içselleştirdiğimizi, nasıl bir duygu yoğunluğuna sahip olduğumuzu anlatabiliriz.

Giymeyen giydiren, yemeyen yediren, içmeyen içiren değerdir ana.

Sabrın, hoşgörünün, merhametin, fedakârlığın, fenalıklara direnişin şanıdır ana.

Sabahlara kadar beşiğimizi sallayıp kan çanağına dönen gözüyle, yorgun düşmüş bedeniyle tekrar tekrar yavrusuna şefkatle sarılan muhabbetin kaynağıdır ana.

Evlat acısına maruz kaldı mı, ömrü hayatında yanıp kavrulan, ince ince damarlarına nüfuz eden acıyla dalıp dalıp manen uzak diyarlara giden mazlumiyetin elleri öpülesi unvanıdır ana.

Allah hiç kimseye evlat acısı vermesin, böylesi bir imtihanı nasip etmesin.

Nerede bir şehit varsa, feryat eden bir ana vardır.

Nerede kanlı bir üniforma varsa, onu alıp yüzüne süren, evladının naaşına sarılıp öylece kalan bir ana vardır.

Gece üşümesin diye üzerini örttüğü yavrusunu, günü geldiğinde içi yana yana bu defa da toprakla örten bir ana vardır.

İşte onlar bizim baş tacımız, fani dünya emanetimizdir.

Onlar şehit anasıdır, onlar kahraman anasıdır, onlar kınalı kuzularını vatana feda eden gül yüzlü analardır.

Aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, analarının analarımız olduğunu bir kez daha, çok kararlı biçimde ifade ediyorum.

Analığın ideolojisi, siyasi aidiyeti, etnik kökeni, yöresi, ülkesi olmaz, bu şekilde de ele alınamaz.

Bu suretle akan gözyaşlarının kimlik sorgulaması yapılmamalıdır.

Çünkü yanan anadır, babadır, bacıdır, yardır.

Acıyı çeken, ağıdı yakan bilir.

Ateş sadece düştüğü yeri değil, yürekleri yakar, umutları tutuşturur.

Yeri gelmişken bir hususu sizlerin vasıtasıyla açıklamak istiyorum:

3 Eylül 2019 tarihinde, bir grup anne PKK’nın siyasi ayağı HDP’nin Diyarbakır İl Başkanlığı’nın önünde oturma ve protesto eylemine başlamıştı.

Anneler HDP’den dağa kaçırılan, terör kamplarına zorla götürülen evlatlarını almak için nöbete girmişlerdi.

İlk oturma eyleminden bugüne kadar, süreç içerisinde korkuyu yenen, tehdit bariyerlerini yıkan pek çok anne söz konusu bu eylemlere katılmıştır.

Çocuğunun HDP’liler kanalıyla dağa götürüldüğünü söyleyen anne Hacire Akar 22 Ağustos 2019 tarihinde ilk taşı atmış, ilk iradeyi göstermiş, siyasi bölücülerin yakasından ilk kez tutan bir kişi olmuştu.

Çok değil, iki gün sonra da evladına kavuşmuştu.

Üçüncü yılına giren, evlatlarını terör örgütünün pençesinden kurtarmak için ileri atılan, aynı zamanda haklı ve cesur bir eylem başlatan anaların sayısı 250’ye yaklaşmıştır.

Bu direniş ve eylem hali dalgalar halinde İzmir’e, Van’a, Hakkari’ye, Şırnak’a, Muş’a, hatta Almanya’ya kadar yayıldı ve yaygınlaştı.

Dağa zorla, tehditle, baskıyla veya akılları çelinip kandırılarak götürülenlerden 32’si geri dönerek anneleriyle kucaklaştı.

Anaların nefesi kanlı örgüt PKK’nın ensesindedir.

HDP, terörist devşirme mekanizmasını ara durağıdır.

HDP, PKK’nın ikmal organı, terörist sevk zincirinin ilk halkasıdır.

Bu bölücü ve yıkıcı terör partisinin ön kapısından giren arka kapısından PKK’nın kamplarına, mağara deliklerine yollanmaktadır.

HDP’nin ön kapısından giren, arkadan silahlanarak, terörist kamuflajı giyerek çıkmaktadır.

Bu itibarla HDP eşittir PKK’dır, YPG’dir, PYD’dir, bundan mülhem terörizmin siyasi organizasyonudur.

Hiç kimse aklımızla alay etmesin.

Bir yanda yandaşlarını ölüm oruçlarına mahkum eden, diğer yanda tıka basa kebap yiyen bölücü kebapçılardır.

HDP’ye destek PKK’ya destektir.

HDP’yle ortaklık PKK’yla ortaklıktır.

HDP’yi meşru görmek analara zulümdür, analara hakarettir, bacılara hürmetsizliktir, şehitlerimize, gazilerimize hıyanettir.

Bugüne kadar dünya üzerinde çocuk kaçıran, terörist devşiren, silahlı bir terör örgütüne tetikçi kazandıran bir parti ne görülmüş, ne duyulmuştur.

Kürt kökenli kardeşlerim bu oyunu bozacaklardır.

Kürt kökenli kardeşlerimin canından, malından, varlığından geçinmek için çırpınan, yıllarca kene gibi kanlarını emen bu alçaklar oluşumu artık adaletin konusu olup demokratik siyasetin alanından çıkmıştır.

HDP’nin kapatılması anaların yüreklerine su serpecektir.

HDP’nin kapatılması anaların ümitlerini yeşertecek, derin bir nefes aldıracaktır.

Dökülmüş şehit kanlarının yerde kalmaması için PKK’nın HDP isimli ayağı kırılmalıdır, kapısına da hiçbir maymuncukla açılmayacak bir kilit asılmalıdır.

Bunlar çocuk kaçakçısıdır.

Bunlar uyuşturucu kaçakçısıdır.

Bunlar devlet ve millet düşmanıdır.

HDP/PKK varsa çocuklar, gençler güvende değildir.

HDP/PKK varsa milli geleceğimiz, ekonomimiz, sosyal barışımız, toplumsal huzurumuz güvenceden mahrumdur.

Geldiğimiz bu aşamada teröristlerin ne yatacak bir yeri, ne kaçacak bir meskeni, ne de saklanacak emniyetli bir alanı kalmıştır.

Bölücü teröristler, bölücü siyasiler gibi adaletin karşısında hesap vereceklerdir.

Yok vermeyeceklerse, buna yanaşmayacaklarsa, kahramanlarımızın saat gibi çalışan namlusundan çıkan helal kurşunlar bunların alayını devirmeye yetecektir.

Teröre yardım ve yataklık yapan muhasım güçler Türk milletinin sabrını zorlamasınlar, test etmeye kalkışmasınlar.

Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını ABD’nin ulusal güvenliğine karşı alışılmadık ve olağanüstü bir tehdit olarak değerlendiren ve bunu Temsilciler Meclisi’ne bir mektup vasıtasıyla bildirerek yazıya döken Biden yönetimi bize göre artık bir karar vermelidir.

ABD, terör örgütleriyle mi müttefik, yoksa Türkiye’yle mi müttefiktir?

ABD, PKK/YPG/PYD’nin stratejik ortağı mıdır? Yoksa Türkiye’nin mi stratejik ortağıdır?

ABD yönetimi dost mudur düşman mıdır?

Terör örgütlerine silah vermek, para vermek, eğitim desteği vermek, uluslararası hukuk çerçevesinde söylersek suçtur, insanlık değerleri adına utanç verici bir rezalettir.

ABD, Suriye’den çekiliyormuş, geride 900’e yakın asker bırakıyormuş.

Bunların hepsi yalan, hepsi uydurma, hepsi temelsizdir.

ABD, terör örgütlerinden sözde kara gücü oluşturduktan sonra kendi ülke askerini Suriye’de niye tutacaktır?

ABD’nin silahını taşıyan teröristler vardır.

ABD’nin bayrağı altında hain planlar yapan teröristler vardır.

ABD’nin emel ve hedeflerine hizmet eden caniler sınırlarımızın mücavir bölgelerinde zaten mevcuttur.

Asker çekmek göz boyamadır.

Hem asker çekiyorum diyeceksiniz, hem de Suriye’de Türkiye’yi çıkarlarınıza tehdit görüp daha önce ilan edilen ulusal acil durumun devamını temin edeceksiniz.

Söğüt’ün manevi ilhamlarından birisi olan Dursun Fakih bakınız Osman Gazi’ye hitaben ne diyordu:

“Öyle insanlar göreceksin ki, koyunu yemek için tilkiyle plan yapacaklar, kurtla birlikte öldürecekler, çobanla birlikte yiyecekler, sahibiyle birlikte yas tutacaklar, sonra da hiçbir şey olmamış gibi davranacaklar.”

Karşımızdaki tablo aynısıyla, tıpkısıyla budur.

Ancak unuttukları güç ve kudret büyük Türk milletidir.

İhmal ettikleri boyun eğmez irade analarımızdır, bacılarımızdır.

Alemde şer bitmezse, bizde de hamd olsun er bitmez, bitmeyecektir.

Toprağa bir girsek bile dünyaya bin geliriz.

Yine de teslim olmayız, yine de pes etmeyiz, yine de vazgeçmeyiz.

Kötülükle savaş, insaniyetimizin ve inançlarımızın davasıdır.

Bu davaya bağlıyız, bu davayı bayrak gibi taşıyacağız.

İstiklal Marşı’nda Akif ne diyor: Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak, sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

Milletimizin kutlu varlığını tahrip ve imha etmek, namus ve şerefini ayaklar altına almak, geleceğini karartmak amacıyla yapılan hain ve hunhar saldırılara direnecek imanımız vardır, irademiz vardır, analarımızın hayır duaları çok şükür bizimledir.

Tehdit yoğundur, hava kurşun gibi ağırdır.

İşbirlikçiler içimizden, emperyalizmin oyun ve tuzakları dışımızdan Türkiye’yi etkisizleştirme çabasındadır.

Fakat başaramayacaklar, bu millet bir olur, iri olur, diri olur; aşılmaz sur, geçilmez burç olur, bu suretle zalimlerle can pahasına mücadele eder.

Dün yaptık, gene yaparız.

Şimdi buradan bir çağrıda bulunmak istiyorum.

Bugüne kadar Diyarbakır annelerini ziyaret etmedim, partimizi temsilen herhangi bir heyet de göndermedim.

Çünkü konuyu siyaset ve partiler üstü ele aldım.

Çünkü Cumhurbaşkanı’ndan devletin diğer bütün kademelerine varıncaya kadar anaların haysiyetli mücadelesinin yanında kararlıca ve ikna edici şekilde durulduğunu gördüm, Cumhur İttifakı’nın ortağı olarak sürece destek oldum.

Bunun yanı sıra annelerin meşru eylemlerini yakından takip ettim, hepsinin tepkisini saygıyla karşıladım, yaptıklarını kuşkusuz doğru buldum.

Türkiye’nin bu kadar nazik döneminde, evlatlarına çağrıda bulunan annelerin sesi her yerde çınlamakta, samimi çağrıları geniş bir coğrafyada yankılanmaktadır.

Şu anda dağda veya bir başka yerde terör baronlarının tasallutu altında bulunanlara diyorum ki, bölücü örgüt PKK’dan bir an önce kurtulun, analarınıza koşun, onlarla kucaklaşın.

Zalimlerin oyuncağı olmayın.

İhanete daha fazla ortak olmaktan uzak durun.

Anneleriniz kollarını açmış sizleri bekliyor, içtiğiniz süt hatırına zilletten, melanetten ayrılın, evinize, yuvanıza, sevdiklerinize dönün.

PKK, hem Türk hem de Kürt düşmanıdır.

Ezcümle PKK millet düşmanıdır, insanlık düşmanıdır, yaşayan her türlü canlının kanlısıdır.

Gelin düşmandan yakanızı kurtarın.

Bir kurşunla toprağa düşmektense analarınızın kucağına düşün.

Saygıdeğer Hanımefendiler,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Kadını tanımak; bir yönüyle hürriyeti tanımak, bağımsız bir vicdana sahip olmak demektir.

Analarımız, bacılarımız tarihin her döneminde üstlendikleri sorumlulukları feragat simgesi bir anlayışla yerine getirmişlerdir.

Türk milletinin tarihi mücadelesinde payı ve rolü bulunan her kahramanın sırtını sıvazlayan bir ana vardır.

İlbilge anamız, Hayme anamız bunlardan bazılarıdır.

Özellikle 13’üncü yüzyılda, Bacıyan-ı Rum bu topraklara mühür vurmuştur.

Bacı; kardeş, abla manasına gelirken; Rum kelimesi de Anadolu’yu tarif etmiştir.

Kuran’ı Kerim’deki Rum Suresi bu açıdan dikkat çekici ilahi bir mesajdır.

Ahi Teşkilatı’nın kurucusu Fatma Bacı’nın emek emek hayat verdiği, geniş bir sosyal zümreyi işaret eden Bacıyan-ı Rum son yurdumuzda pek çok hizmetlere imza atmıştır.

Bazı kaynaklarda Fatma Bacı, keşif ve keramet sahibesi, bilgili bir mürşide olarak tanımlanmıştır.

Bildiğiniz üzere, Ahilik, birbirini ve işini seven-sayan, fakiri fukarayı gözeten, onlara yardım eden, her türlü ihtiyacını karşılayan, çalışmayı ibadet kabullenen, ahlaki ilkelere bağlı bir şekilde esnaf ve sanatkârlık yapanların bağlı olduğu teşkilattır.

Bu teşkilat bünyesinde kadınların munzam, muteber ve muhterem yerleri vardır.

O tarihlerde Türk kadını yalnızca vatan mücadelesine değil, sosyal ve ekonomik gelişmeye de destek vermiştir.

Yine o devrin gezginlerinden birisi olan İbn-i Batuta Türk kadınının fedakarca ifa ettiği hizmetleri sıralamıştı.

Kadınsız dünya boş bir dünyadır.

Kadınsız toplum ölü bir toplumdur.

Türk toplum yapısında, Türk devlet geleneğinde, Türk sosyal dokusunda kadının ihlal ve inkar edilemez sorumlulukları, fark yaratan pozisyonları bulunmaktadır.

Analarımız, bacılarımız; evden tarlaya; bağdan bostana; işyerinden sivil toplum kuruluşlarına; siyasetten ticarete; spordan sanata; ekonomiden kültürel hayatın her veçhesine kadar adından, ahlakından gururla bahsettirecek düzeylerdedir.

Şu anda bu düzeyi yeterli bulmasak da gelişme ivmesinin hızlanmaya başlamasından memnuniyet duyduğumuzu özellikle vurgulamak isterim.

Analarımız, bacılarımız tarihimizin her dönemine öne çıkmışlardır.

Onlar eve kapanmak yerine, hayatın aktif ve katılımcı bir ögesi olmuşlardır.

Osmaniyeli Tayyar Rahmiye Hanım anneydi, ne var ki çocukları ebediyete irtihal etmişti.

Omuzuna aldığı mavzerle Milli Mücadele’nin içinde yer almıştı.

Fransız karakoluna yapılan bir baskın sırasında iki askere yardım edeyim derken şehit düşmüş, milli hafızalara kazınmıştı.

Yine Milli Mücadele yıllarında, bir İngiliz yazar Anadolu’nun muhtelif yerlerinde, bilhassa İnebolu-Ankara yolunda gözlemler yaparak, “Nilüfer ve Feride” adında İstanbullu iki vatansever kadının romanını kaleme almıştı.

Bu romanda anaların, bacıların taşıdıkları tüfekleri, cephaneleri, top mermilerini anlatmış; sırtlarına cephane sarılı Türk analarının aynı zamanda kucaklarında emzikli bebekleri taşıdıklarını yazmıştı.

Kağnıların gıcırdayan tekerleriyle sıkılan dişlerin gıcırdaması birleşmiş, istiklalin yolunu açmıştı.

Şerife Bacı da bir anaydı, henüz dokuz aylık bebeği kucağındaydı.

Kağnıyla cephanelik taşırken bebeğinin değil, ıslanmaması için cephanenin üzerini örten, soğuk kış şartlarına dayanamayarak donarak şehit düşen bu ana hürmetle ve rahmetle andığımız bir Türk anasıdır.

Evindeki ununun yarısını veren, ördüğü bir çift yün çorabı askere giydiren, eli tespihli, ağzı dualı, gönlü yaslı analarımızın himmetiyle zorlu günleri aştık.

Varlığımızı borçlu olduğumuz; sevginin, şefkatin, sabrın eşsiz timsalleri olan anaların, üzerimizdeki hakları çok büyüktür.

Karşılıksız sevmenin yegâne temsilcileri analardır.

Aynı zamanda geleceğimizin teminatı, milletimizin maddi varlığının güvencesi, birlik ve bütünlük içinde yaşayabilmemizin en önemli manevi kaynağı onlardır.

Toplumsal hayata aktif olarak katılmadan önce, başlangıç itibariyle analarımızın öğretmiş ve göstermiş olduğu davranış kalıpları ve değerlerle bütünleşir, yoğruluruz.

Gözlerindeki parıltı, kalplerindeki güzellik, sözlerindeki hikmetle birlikte her şeyden sakınarak bizleri büyüten analarımızın, bacılarımızın hatırı daha çok sayılmalı, onlara daha çok kıymet verilmelidir.

Anasızlık öksüzlüktür, öksüzlük mazlumluktur.

Ancak bize düşen de her mazlumun yanında olmak, onların elinden tutmaktır.

Değerli Hanımefendiler,

Cinsiyet ayrımının farklılaştırıcı ve dışlayıcı etkisini bir yana bırakarak diyebiliriz ki, kadınlarla erkekler yaşadıkları toplumun teşkilatlanmasını, işleyişini, genel çıkarını gözetme ve belirleme sorumluluğuna sahiptir.

Kadınlar hayatın içinde aktif ve fedakârca mücadele ederken, demokratik imkân ve fırsatlardan mahrum olmaları elbette akla ziyan bir çarpıklıktır.

Kadının dışlanması demek, insanlığın ötelenmesi, insani mirasın örselenmesi demektir.

Kadının ikinci plana itilmesi insani değerlerin ayağa düşmesiyle bir ve aynı anlama gelecektir.

Türk kadını milli şerefimizin abidesidir.

Türk kadını milli bekamızın beşiğini sallayan güvencedir.

Nitekim Türk kadını yuvasının da, yurdunun da zarafet, zeka ve ziynetle taçlanmış mimarıdır.

Şükürler olsun ki, biz kendimizi biliyoruz.

Biz geçmişimizi şuurla özümsüyor, milli gerçeğimiz ve özümüz görüyoruz.

Çünkü Merhum Cemil Meriç’in dediği gibi, ‘kendini tanımanın marifetlerin marifeti’ olduğuna inanıyoruz.

Marifetimiz, insan olmaya haysiyetle bağlılık, insan olana hürmetle mukabeledir.

Türk kadını tarih boyunca ön planda yer almış, bu aziz vatanın yükünü omuzlayanlar arasında sivrilerek hayranlık uyandırmıştır.

Ne üzücüdür ki, bugünlerde siyasetteki temsil oranlarının yeterli olup olmadığı bir yana kadınların her neviden sorunları, karşılaştıkları zulüm ve zorbalıklar maalesef hepimizin şahit olduğu ilkelliklerdir.

Artık kadına şiddet otomatiğe bağlanmış, saldırı ve kaba güç gösterileri iyice kontrolden çıkmıştır.

Psikopatlar, cani ruhlular, eli kanlı canavarlar, gözü dönmüş manyaklar kadın, genç kız ve çocuk demeden katletmektedir.

Şu kahredici tabloya bakınız ki, 2020 yılında 527 kadın cinayete kurban gitmiştir.

Bu yılın ilk dokuz ayında yaklaşık 100 kadın cinayeti işlenmiştir.

Eğer kadına şiddet artıyorsa, kadınların hayat ve varlık hakları farklı gaye ve nedenlerle tehdit ediliyorsa, medeni olmayı, medeniyet seviyesinin yükselişini iddia etmek beyhudedir.

Masum bir kadına el kaldırmak, hayatına son vermek elbette barbarlık, elbette alçaklık, elbette katilliktir.

İslam ahlak, merhamet, hoşgörü ve vicdan dinidir.

İslam samimiyettir, fedakârlıktır, insaftır, adalettir.

Buna iman ettik, bu inançla maneviyatımızı temellendirdik.

Masum bir cana kıyan bütün insanlara kast etmiştir.

Kim bir insanı kasten öldürürse, cezasının ebedi cehennem olacağı Yüce Allah’ın açık buyruğudur.

Bunu bildik, buna inandık.

Türk töresinde savunmasız bir insana saldırmak, Türk tarihinde mazlum bir cana kast etmek aşağılık ve affı imkânsız bir suç ve alçalma halidir.

Kadınların katline seyirci kalamayız.

Kadınların feryatlarına duyarsız olamayız.

Kadın anadır, bacıdır, gelecektir.

Gerekçesi ne olursa olsun kadına şiddet sorunu çözülmeden, uzanan vahşi eller kırılmadan, daha da önemlisi şiddete müzahir psikolojik ve sosyolojik faktörler köreltilmeden hayat bize zindandır.

Kadın şiddetine son vermeden demokratik ve insani gelişmeyi tam manasıyla yakalayamayız, sürdürülebilir nitelikli ekonomik kalkınma ve sıçramayı başaramayız.

Kadın cinayetleri kesilmeden insanlık değerlerini ağzımıza almayı hak göremeyiz.

Akan kanı durdurmalı, şiddet ve cinayetlere yol açan sosyal, ekonomik, psikolojik açmazları mutlaka rehabilite ve tedavi etmeliyiz.

Aksi halde, kadına şiddetin dozajındaki artış, Allah muhafaza, toplumsal huzur, asayiş ve dengeyi hepten mahvedecek, geriye sadece yıkım ve harabeden başka bir şey kalmayacaktır.

Türkiye’nin geleceği analarımızın, bacılarımızın üstleneceği yapıcı role, yapacakları değerli çalışmalara ve eşsiz fedakârlıklara yakından bağlıdır.

Bu itibarla parti olarak her zaman kadınlarımızın yanındayız, her şartta analarımızın, bacılarımızın hak ve hukukunu korumaya, savunmaya devam edeceğiz.

Türk kadınının var olan sorunlarının çözülmesi konusunda sorumluluğumuz neyi gerektiriyorsa onu inançla ve sabırla yapacağız.

“Analar-Bacılar Kurultayımız” bu kapsamda bir eşiktir, farkındalık açısından muazzam bir adımdır.

Zahmetler ettiniz, buraya kadar geldiniz.

Hepinize müteşekkirim.

Kutlu yolu analarımızla yürüyeceğiz.

Yüksek hedeflere bacılarımızla ulaşacağız.

Sizlerin hakkını her zaman gözeteceğiz.

Sizlerin yanında her zaman sağlam bir şekilde duracağız.

Analarımız yoksa yarımız yoktur, bacılarımız olmazsa devamlı aksayacağımız kesindir.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin kapıları Türk kadınlarına sonuna kadar açıktır.

Ayırmayız, dışlamayız, hor ve hakir görmeyiz.

Saygıyla muamele, sevgiyle nazar ederiz.

Bu münasebetle “Analar-Bacılar Kurultayı”mızın hayırlara vesile olmasını niyaz ediyorum.

En başta şehit analarımızı, gazi analarımızı hürmetle selamlıyorum.

Katılımlarınızdan dolayı sizlere şükranlarımı sunuyor, dua ve desteğinizle mücadelemizi şevkle, heyecanla, inanmışlıkla sürdüreceğimizin kararlılığını paylaşıyorum.

Burayı şereflendiren siz muhterem hanımefendileri, kuzeyden güneye, doğudan batıya hayat mücadelesi veren bütün analarımızı, bacılarımızı saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Sağlıcakla kalın, esenlikle yaşayın, huzur ve saadet içinde bir ömür geçirin.

Allah hepinizden razı olsun diyorum.

Ailelerinize selamlarımı götürmenizi rica ediyorum.

Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.

Ne Mutlu Türküm Diyene.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!