EHLİYETİMİZ VAR MI?

“İyi günler hanımefendi ve beyefendi, ehliyet ve ruhsat lütfen!”… “Buyurun” … “Hayır,
araç ehliyeti ve ruhsatı değil, evlilik ve çocuk yetiştirme ehliyet ve ruhsatı…” …. “O da ne
demek şimdi? 18 yaşında olmak ve evlenme başvurusunda bulunmak yeterli, ne ehliyeti, ne
ruhsatı kardeşim?” Evet aynen böyle. Deli misin, veli misin soran yok. Halbuki evlilik ve
evimiz çocuğumuzun anaokuludur. Saçını okşamasından, söylediği ninni ve anlattığı masala
kadar çocuğun hayatında ana etken anne ve babadır.

Çocuğun karakteri evde şekillenir, okullarda ise akademik tanılama, tamamlama ve
rehberlik yapılır. Geleceğin dâhilerinin ya da potansiyel suçlularının yetiştiği yerler evlerdir.
Bu yüzden anne ve babanın çocuğun yetişmesi ve karakteri üzerinde muazzam bir etkisi
vardır. Yapılan araştırmalar suça bulaşmış insanların sorunlu ve buhranlı bir çocukluk dönemi
geçirdiklerini ortaya koyuyor.

Bir düşünelim yeni doğan bir bebeği ve onun geleceğini nasıl birine teslim etmek
isterdik? Evlat edinirken şart koşulan kurallara benzer birtakım kurallar niçin evlilik öncesi
şart koşulmuyor? Hepimizin sakince oturup bu konuyu derin derin düşünmesi gerekmiyor
mu? Toplumsal dokuyu A dan Z ye etkileyen aile kurmak için evlilik yapabilme ehliyeti ve
çocuk yetiştirme ruhsatı bir milletin geleceğinin garantisidir. Bunu mutlaka
gerçekleştirmemiz ve başarmamız gerekiyor. Aksi halde toplumda daha çok potansiyel
suçlunun karşımıza çıkmasına hazır olmalıyız.

Sorun kaynağında çözülür. Kaynağı kurutmadan sadece suçluyu tutmak ve hapse
atmak pansuman bir çözümden öteye gidemez. Elbette suçlulara gereken caydırıcı cezalar
verilmeli ve yaptırımlar uygulanmalı. Bir taraftan bunu yaparken diğer taraftan da potansiyel
suçlu üretebilecek evliliklere izin verilmemelidir. Evlilik öncesi anne-baba adaylarının mutlaka
zorunlu annelik-babalık eğitimi almaları sağlanmalıdır. Bu yolla aile içi şiddetin de büyük
ölçüde azalacağı bir gerçektir.

İdealist bir anne ve baba iyi bir evlat yetiştirerek içinde yaşadıkları topluma ve tüm
insanlığa en büyük ve en güzel katkıyı yapmış demektir. Örneğin Atatürk’ün ve Thomas
Edison’nun anneleri.O halde idealist anne ve baba yetiştirmek topluma ve insanlığa yapılabilecek en büyük
katkıdır. Anlık ve geçici zevkleri değil uzun bir süreçte yudum yudum tadılacak sağlıklı ve
güvenli mutlulukları tercih edelim. Emin olun bizim mutluluğumuz ailemiz, çevremiz ve içinde
yaşadığımız toplumun mutlu olmasına bağlı. Çünkü paylaşılan mutluluğun paylaşıldığı insan
sayısınca çarpanı vardır ve çok yüksek değerlere ulaşır. Örneğin en basitinden yalnız başımıza
içtiğimiz kahve mi yoksa arkadaşlarımız ve dostlarımızla içtiğimiz kahve mi daha çok mutluluk
veriyor?

Acı çeken ve ağlayan bir çift göz karşısında dünyanın en lezzetli yemeğini mutluluk
içinde yiyebilir miyiz? Yiyemeyiz. Mutluluk vermekte, mutluluk paylaşmakta, mutluluk
topluma olumlu yönde katkı yapmakta. İçinde yaşadığımız topluma en büyük katkıyı idealist
anne-babalar yetiştirerek yapacağımız, bu konuda gereken bütün yasal düzenlemeleri
yapacağımız o güzel ve mutlu günlere beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!