EN BÜYÜK SORUN AHLAKİ DURUM

Orman verseniz keser ve yeniden dikmez, makine verseniz bozar ve yeniden yapmaz,
emanet verseniz kırar da getirir, görev verseniz yapmaz ve daha çok para ister, “Al bu çocuğa
bir şeyler öğret!” deseniz önce küfür etmeyi öğretir, “Al bu malı sat!” deseniz içine hile katar
ya da stok yapar, “Al burayı yönet!” deseniz önce ceplerini doldurur, hiç araştırmaz ama
herkesten daha iyi bilir(!), “Aç şunu okuyalım!” deseniz “Kapat şu kitabı, muhabbet edelim”
der, “Tamam muhabbet edelim deseniz bir incir çekirdeğini doldurmayacak mevzularla
kafanızı şişirir. Yani kısaca sorun ahlaki durum.

Bazıları çok ümitsiz. Ama hiç olmadığımız kadar ümitli olmalıyız. Dibi bulmuşsak son
noktaya gelmişizdir. Elbette yukarı doğru çıkacağız. Hem de bütün olumsuzlukları,
anlaşmazlıkları, kavgaları, tüm yukarıda sayılanları dipte bırakarak. Yeniden doğacak ve
yeniden şekilleneceğiz. Küllerimizden yeniden dirileceğiz. Tıpkı efsanedeki “Anka” kuşu gibi.
Tıpkı tarihte “Bunlar bitti…” dendiği anda tekrar dirildiğimiz gibi.

Tabi ki bu diriliş ve uyanış dışımızdan değil içimizden gelecek. Belki bir gece ansızın
yatağımızdan kalkacağız. Vicdanımız bize “Artık kalk!” diyecek. “Bu neyin havası, bu neyin
gösteriş merakı, bu neyin vurdum duymazlığı?” diyerek kendimizle hesaplaşacağız. Bizim
zannettiğimiz ve aslında asla bizim olmayan, sadece bir süreliğine kullandığımız varlıklarımızı
tekrar gözden geçireceğiz. Gözümüzdeki “mal perdesini “sıyırdığımızda gerçeği görmeye
başlayacağız. Gerçek, bizim zannettiğimiz her şeyin aslında bizim olmayışıdır. Bizim olan
nedir biliyor musunuz? Sadece ve sadece yiyip içtiğimiz, giyip eskittiğimizdir. O uzun uzun
taksitlerle kimi zaman sekize katlanarak ödediğimiz ve satış belgelerinde ismimizin geçtiği
varlıklar bizim değildir. Eğer çocuğumuz varsa çocuğumuzun, yoksa en yakın
akrabalarımızındır. Hadi geçmiş olsun! Biz mezara onlar saltanata. Mirasyedilerin çok da
teşekkür ettiklerine tanık olmadım. Ya siz?

Öyleyse artık uyanma ve her şeyi yerli yerine koyma ve yerli yerince yapma vaktidir.
Eğer bunu başarırsak birey ve toplum olarak gerçek huzur ve mutluluğu yakalarız. Sabahımız
daha bir anlamlı, öğlenlerimiz daha bir güzel, akşamlarımız daha bir özel olur. Yediğimizden,
içtiğimizden, gezip gördüğümüzden, verdiğimizden ve paylaştığımızdan keyif alırız. Yüce
Yaratıcımız hepimize sağlıklı uzun ömürler versin, son nefese geldiğimizde yüzümüzde bir
gülümseme ve dudaklarımızda şu sözler olsun: “Bir hayat ancak bu kadar güzel yaşanabilirdi,
ben de yaşadım.” Ve hepimizin durağı cennet olsun. Nasıl ki anne ve baba çocuklarının
birbirlerini sevmelerini ve koruyup gözetmelerini isterse bizi onlardan daha çok seven Yüce
Yaratıcımız da bizim birbirimizi sevmemizi ve koruyup gözetmemizi istiyor.

Bütün dinlerin ortak paydası “Güzel ahlaktır”. Bütün dinler doğru sözlülüğü,
dürüstlüğü, sözünde durmayı, çalışkanlığı, paylaşmayı ve yaşatmayı öğütler.
Gelin o zaman çıkış yolu bu tarafta “EXIT”. Çıkış yolu güzel ahlakta. Bu hayat görevini
layıkıyla yapıp bize emanet edilen canı rahat ve huzur içinde teslim etmekte.

Kurtuluş reçetemizin güzel ahlak olduğunu anlayacağımız ve ona göre bir hayat
yaşayacağımız o güzel ve mutlu günlere beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!