GÖNÜL DENİZİNDE NE VAR İSE DİL KIYISINA O VURUR

Sadece dil kıyısına değil, yol kıyısına, deniz ve akarsu kıyılarına, bir dağın eteğine, tabiat
harikası bir ormanlık alanın içine, sokak ve bahçelerimize, ortak kullandığımız bina, park ve bahçelere
kısacası her yere ve her şeye gönül ve zihin dünyamızın somut gerçekleri yansır. Kimi toplum ve
ülkelerde pırıl pırıl, ışıl ışıl bir şekilde, kimi toplum ve ülkelerde sağa sola saçılmış her türlü atık ve
kirlilik halinde. Her ikisi de gönül ve zihin denizinden kıyıya vuranlardır. Eğer gönül ve zihin dünyamız
temiz ve duruysa yansımaları da temiz ve duru olacaktır. Eğer gönül ve zihin dünyamız kirliyse
yansımaları da kötü ve kirli olacaktır.

Kirlettiğimiz tabağı ya da bardağı yıkayıp yerine koymak ya da yiyip içip ortalığı kir pas içinde
bırakıp çekip gitmek tamamen gönül ve zihin dünyamızla ilgilidir. Gönül ve zihinlerdeki temizliği ve
berraklığı sağlayan evrensel değerlerle donanmış, örnekleriyle yaşatılan esaslı bir ruh eğitimidir.
Yoksa “sınav için ezberle-unut” yaklaşımıyla bu eğitim asla verilemez. Verilemediği de en aydın diye
tabir ettiğimiz insanların kullandıkları eşyaları, yiyip içtikleri mekanları ne halde bırakarak çekip
gittiklerine bakmamız yeterli. Toplumun geri kalan kısmı için resmi siz tamamlayın artık.
Emin olun ki yolda gördüğümüz her çöp, denizlere boca edilen her atık, yenip içilen
mekanlarda arkada bırakılan düzensizlik ve kirlilik toplum olarak gönül denizimizden kıyıya
vuranlardan başka bir şey değildir.

Elbette böyle olmak zorunda değil. Çocuklarımıza çok küçük yaşlarda kirlettikleri bardak ve
tabakları yıkamalarını öğretebiliriz. Odalarını tertipleyip düzenleme sorumluluğu verebiliriz. Bu
yaşlarda kazanılan sorumluluk ömür boyu sürer. Örneğin bu şekilde yetişen bir çocuk yediği çubuk
krakerin ambalajını sokağa fırlatıp atmaz. Yiyip içtiği mekanları temiz ve tertipli bırakır. Kirlettiği
bardağı ve tabağı yıkar. Çevresine ve insanlara karşı saygılı davranır. Her hoşuna giden şeyi “pat” diye
söyleyip patavatsızlık yapmaz. Saygı ve değer verme içermeyen küçültücü ya da dalga geçici
sözcüklerle muhatabına hitap etmez.

Sizce de artık şu gönül denizlerimizi temizleme vakti gelmedi mi? Şunu aklımızda tutalım ki
gönül denizlerimiz temizlenmeden sokaklarımız, deniz ve akarsu kıyılarımız, orman içi piknik
yerlerimiz, ortak kullanım alanlarımız, bahçelerimiz, binalarımız, kısacası tüm yaşam mekanlarımız
temiz olmayacak. “Fırlat gitsin, ye, iç, düzensiz ve kirli bırak” mevcut durumunu değiştirecek tek çek
çare gönül dünyalarımızın temizlenmesidir. Bu temizlenmeyi sağlamak için ise yaklaşımlarımızı ve
tutumlarımızı köklü bir şekilde değiştirmeliyiz.

Eğitimi bir araç olmaktan çıkarıp amaç haline getirmeliyiz. “Milli Eğitimin Amaçları” nı
gerçekten okumalı, güncellemeli ve hayata geçirmeliyiz.
Çocuklarımızı sadece puanlarıyla değil insani tavır ve davranışlarıyla da değerlendirmeliyiz.
Eğer amacımız “İyi insan, iyi vatandaş” yetiştirmek ise, ki öyle olmalıdır; bütün sistemi yeniden buna
göre kurgulamalıyız.

Maddeyi önceleyenin değeri öncelediği madde kadardır. İnsanı önceleyenin değeri ise bir
evren kadardır.

Esaslı bir ruh eğitimiyle gönül denizlerimizi pırıl pırıl hale getireceğimiz o güzel ve mutlu
günlere beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!