GÖZ YAŞLARINI TUTAMADI

“Ne olur kusura bakmayın, kaymakamlıkta işim ancak bitti. Çok beklettim mi?”
diyerek masama geldi. “Hayır” dedim ayağa kalkarak. Yer gösterdim oturdu. Yorgundu.
Ağustos sıcağından bunaldığı belliydi. “Bir şey içer misiniz?” diye sordum. Önce kabul etmedi,
sonra soğuk bir maden suyu teklifimi geri çevirmedi. “Hayvanlara hakkımı helal ediyorum,
ama insanlara asla” diye söze başladı. İmzasını almaya çalıştığı bir dernek üyesi tarafından
saatinde ayağına gitmediği için haşlanmıştı.

Çantasındaki dosyayı ve içindeki yıpranmış dernek defterini masaya koydu. “Artık
dayanamayacağım derken göz yaşlarını tutamadı. Yaklaşık 10 yıldır Manyas Hayvanları
Koruma ve Kollama Derneği başkanlığını yapıyordu. Aslında köleliğini demeliyim. Her üyenin
defalarca ayağına giden, kimi zaman terslenen, kimi zaman “Sen ne hakla bunu böyle
yaparsın diye hırpalan bir başkan. Manyas’ın bir mahallesinde oturuyor ve saat 17:00 deki
minibüsü kaçırmadan üyelerin tek tek imzasını almak için Ağustos sıcağında bir oraya bir
buraya koşturuyordu.

“Artık kapatıyoruz hocam” dedi. İmza cetvelindeki adımı parmağıyla gösterdi ve
kalemi uzattı. “Dayanamıyorum, takatim bitti. Evimi sattım. Kendim arsa alıp bir hayvan
barınağı yapacağım. Tek çarem bu kaldı. Belki o zaman insanlar bana inanır ve hayvanlara
yardım ederler” diye ekledi. Şaşırdım, şok oldum. Ama bu fedakar bayana değil, birey ve
toplum olarak duyarsızlığımıza ve bencilliğimize.
“Biz hanımefendi ve beyefendiyiz ya. Bu bayan da köle. Bütün kalbini, vaktini, malını
harcıyor, üyelerin binbir türlü nazını çekiyor ve azarını işitiyor” diye geçirdim içimden.
Gözyaşlarını sildi. Horlanmaları, itilip kakılmaları bir kenara koyarak tekrar gülümsedi. İmzam
için ve soğuk maden suyu için teşekkür etti. “Hayvanlara her şeyim feda, son çaremi de
kullanacağım. Kendim bir barınak yapacağım” dedi gülümseyerek.

O gittikten sonra uzun uzun düşündüm. Zihinlerimizde hep iktidar olan kibir, bencillik,
siyasi önyargı, yalan, iftira, benden olmayan ölsün saplantısı. Zihinlerimizdeki bu kötü
özellikler iktidardan inmeden hiçbir şeyin değişmeyeceğine iyice kanaat getirdim. Sorun
bizde, hepimizde aslında. Sorun samimiyetsizliğimizde. Sorun taşın altına elimizi
koymamakta. Sorun tribün serinliğinde soğuk gazoz içerken sahada beyni kaynayan hakeme
ve oyunculara küfretmekte. Sorun hep kendimizi haklı görmekte. Sorun bencilliğimizde.
Sorun maddeye tapmamızda. Kısacası sorun insan olamamamızda.

Öyleyse gelin samimi olalım. Zihinlerimizde iktidar olan bu kötü hasletleri iktidardan
indirelim. Kim yapmış olursa olsun doğruya doğru, eğriye eğri diyelim. Bencilliği indirip yerine
paylaşımcılığı çıkaralım. Nefret dili bizi hiçbir yere götürmez. Sadece ağzından ateş püsküren
dragonlar gibi etrafı yakarlar. Biz su gibi duru, ve sade olan tatlı dili tercih edelim. Marifet
kızıp küfredip dağıtmakta değil, marifet kafa yorarak araştırıp bulmakta. Marifet bir canlıya el
uzatmakta. Marifet bir gönül kazanmakta.

Tatlı dilimizi, samimiyetimizi, iyi niyetimizi ve bütün kalbimizi ortaya koyarak yeni bir
sayfa açacağımız o güzel ve mutlu günlere beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!