HER DÜŞÜNCESİZ SÖZ VE AZARLAMA BİR GELECEĞİ KARARTIR

Özellikle çocukluk çağında anne-babamızdan ya da öğretmenimizden işittiğimiz her
düşüncesizce söylenmiş söz ve her yersiz ve haksız azarlama ruhta meydana getireceği derin
sarsıntılarla kaderimizi olumsuz yönde etkiler. Özgüven kaybolur, içe kapanık ve kendini ifade
etmekte zorlanan bireylere dönüşürüz. Bu durum bazı bireylerde saldırganlık, etrafına zarar
verme ve öç alma şeklinde kendini gösterir. Kısacası hayat boyu sürecek derin travmalara
sebep olur.

Söz söyleme özelliği insanoğluna Yüce yaratıcımız tarafından verilen bir mucizedir. Bu
mucizevi özellik yerinde ve zamanında kullanılırsa şifa veren iyileştiren, onaran, barış ve
güveni tesis eden güç şekline dönüşür. Diğer yandan bu özelliği kötüye kullandığımızda yıkan,
dağıtan, kıran, mahveden, savaş çıkaran bir felakete dönüşür. Bu söz söyleme özelliğimizi
iyiye kullanacak şekilde mutlaka terbiye etmeliyiz. Bu terbiyeyi verecek olanlar ise ancak
bilinçli anne-baba ile bilinçli öğretmenler olacaktır.

Anlamı güzel söz söyleme sanatı olan edebiyat yediden yetmişe bütün insanlarımızın
almaları gereken bir okul aynı zamanda bir hayat dersidir. Argoyla karıştırılmış ve orası burası
budanarak söylenen sözler kullandığımız güzel Türkçemizi bozuyor. Bir de buna dilin kötüye
kullanımı eklendiğinde karşımıza dayanılmaz bir tablo ortaya çıkıyor. Yönetici durumunda ve
insanlara yön verme pozisyonunda olan kişiler kullandıkları dile çok daha fazla dikkat
etmelidirler. Çünkü kullandıkları dille bir anda geniş kitleleri etkiliyorlar.
Kullandığımız dili gerçekleri çarpıtmak için kullandığımızda ise adına yalan dediğimiz
çok kötü bir ruhsal hastalık ortaya çıkıyor. Bir virüs kadar tehlikeli bir hastalık olan yalan
doğrulara saldırarak onları felç edip iş yapamaz hale getiriyor. Doğru kendini anlatana kadar
yalan virüsü çoktan yayılmış oluyor.

Öyleyse yapılması gereken bellidir. Sözümüzü söylemeden önce dokuz kere
yutkunmalıyız. Marifet ağzımıza gelen sözü pat diye söylemek ya da yazmak değil, onu uygun
bir şekilde ifade etmektir. Hiç eskimeyen büyüklerimiz buna “Lisan-ı münasip” derlerdi.
Üzülerek ifade etmeliyim ki geçmişimizle olan bağımızı koparmamız, onlara “geçmişin
masalları” diyerek küçümsememiz bizi yozlaştırdı. Yalan dolan toz duman. Gelişen teknolojiyi
de bu yozlaşmaya ve yalana alet ettik. İşte sosyal medya bunun en çarpıcı örneği. Hemen
herkes kendi inanmak istediği şeyleri doğru ya da yalan olmasına aldırış etmeden buralarda
hızla paylaşıyor. Görüntü ve ses bombardımanına maruz kalan zihinlerimizin sakinliğe,
duruluğa, tatlı ve doğru söze ihtiyacı var. Hele hele çocuklarımızın ihtiyacı çok çok daha fazla.
Onlar çevrelerini ve dünyayı bizim rehberliğimizle tanımaya çalışıyorlar. Gelin onlara tatlı
dille, güler yüzle, doğru sözle rehberlik yapalım. Geleceğin ruhsal sorunlu bireylerini değil,
bedenen ve ruhen son derece sağlıklı bireylerini hep birlikte yetiştirelim.

Sözümüzü söylemeden önce dokuz kere yutkunacağımız, sözün en güzelini, en
doğrusunu, en tatlısını söyleyeceğimiz o güzel ve mutlu günlere beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!