KOPYA ÇEKMEYEN ÖĞRENCİ YOK MUDUR?

Eğer yoksa ve biz bu durumu normalleştirip, sıradanlaştırmaya çalışıyorsak kimse
kusura bakmasın, ama bindiğimiz dalı güle oynaya kesiyoruz demektir. Sonra gelsin
veryansınlar, yolsuzluk, hukuksuzluk yapanlara, çalanlara, çırpanlara. Sözüm ona bizler çok
dürüstüz(!) ya, dürüst olmayanları şiddetle eleştiriyoruz öyle mi? İyi de biz bunların temelini
daha okul sıralarında atmıyor muyuz? Efendim, “Kopya çekmeyen öğrenci olmaz” imiş. O
zaman öğrenci de şöyle diyemez mi “Ben de öğrenci olduğuma göre kopya çekmemek bir
eksikliktir”. Peki bunu dedirten kim? Cevap: Biz saygı değer(!) büyükler.

Okuduğum tarihi bir romanda İstanbul Boğaz’ından yabancı bir yolcu gemisinin geçişi
konu ediliyor rüşvetin ne kadar sıradanlaştığı anlatılıyordu. Yine bir devrin şairi olan Fuzuli,
yazdığı şikayetnameyi kaleme alırken “Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar” diyerek
yaşadığı zamanki durumu tasvir ediyordu. Aradan bunca zaman, bunca devir geçti. Artık
göğsümüzü gere gere “Asla böyle değiliz. Dürüstlükten zerre kadar taviz yok” diyebiliyor
muyuz? Eğer diyemiyorsak şu başımızı iki elimizin arasına almalı ve derin derin düşünmeliyiz.
Kötülüğü kendimize kendi ellerimizle yapıyoruz. Örneğin evde olduğumuz halde
çocuğumuza “Annem/babam evde yok” dedirterek yalan söylemeyi, kopya çekmeyen
öğrenci olmaz diyerek yolsuzluğu meşrulaştırıyoruz. Sonra da “Ya biz niye böyle bir toplum
olduk diye hayıflanıp duruyoruz. Tabi ki suçu hiç kimse kendinde görmüyor. Sürekli başkaları
suçlu, başkaları kötü işler yapıyor, biz onların kurbanları oluyoruz. “Ben ne yapabilirim
sorusunu kendimize yöneltmeden “Ne yapalım artık düzelmez ki” deyip çözüm kapılarını da
kapatıyoruz.” Kimse kusura bakmasın ama hiç kimse ektiğinden farklısını biçemez. Siz hiç
mısır ekip buğday elde edeni gördünüz mü? Ben de görmedim.

O halde yapılması gereken bellidir. Kopya çekmek bir yolsuzluktur ve asla müsaade
edilmemeli, normalmiş gibi lanse edilmemelidir. Kopya çekene yardım etmek ya da
çekilmesine göz yummak yolsuzluğa suç ortaklığıdır. O anki işimizi halletmek için gerçek dışı
beyanda bulunmak bir yalandır. Asla normalmiş gibi görülmemelidir. Doğruluğu kendimize
hayat prensibi haline getirmeden yapacağımız bütün değişimler, reformalar, kanunlar,
yönetmelikler kağıt üstünde kalmaya mahkumdur.

En büyük zaafımız adamını bularak en olmaz işleri oldurmak hastalığıdır. Örneğin hak
etmediği halde birilerine sınav kazandırmak, sözüm ona iyilik yapıyorum diye eşe dosta
“torpil” olmak, işten hiçbir şekilde anlamayanlara tanıdık vasıtasıyla ya da siyasi yollarla iş
ayarlamaktır. En büyük eksikliğimiz çözüm adına “Ne yapabilirim?” sorusunu kendimize
sormamaktır. En büyük korkumuz ilk adımı atan olmak, alay konusu olmak ya da
küçümsenmektir.

Öyleyse gelin hep birlikte kendimize “Ne yapabilirim?” sorusunu yöneltelim. İlk adımı
atmaktan, doğru yolda yürürken küçümsenmekten ve eleştirilmekten korkmayalım. Çünkü
sahte ve içi boş bir kalabalıktansa kaliteli bir yalnızlık her zaman daha iyidir.

İyi davranışları el birliği ile yücelteceğimiz, gerçek bir asaletin ancak doğruluk ve
dürüstlük ile elde edilebileceğinin farkına varacağımız o güzel ve mutlu günlere beraberce el
ele

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!