“RAHAT” BOZAR “ZOR” YAPAR

Hepimizin bir yanılgısı vardır. “Rahat her zaman iyidir ve ona ulaşılmalıdır” diye. “Oh,
masa başı rahat iş” ya da “Oh kebap iş, fazla yorulmadan bol kazanç” gibi dilimize yerleşmiş
sözler vardır. Üstümüzü başımızı kirletmeden, başımıza güneş geçirmeden yapılan işlere
özeniriz ya da özendiriliriz. Çünkü iş yaparken yorulmak, terlemek iyi şeyler değildir. Sonra
alem ne der? Hem kötü kokarız(!)

Fazla yorulmak pek bize göre değildir. Şimdilerde biraz değişiklik var, ama önceden
sahaya inen mühendis pek göremezdiniz. “Hiç koskoca mühendis çizmeleri çekip, iş tulumu
giyip bir işçi gibi sahada dolaşır mı?” gibi. “Sen git paşa paşa masanda otur, çizimini yap,
hesabını tut, paranı al, değil mi ama?” şeklinde ön yargılarımız vardı ve hala var. Sonra gelsin
bir depremde yerle bir olan binalar, köprüler ve yollar. Bazen depreme bile gerek yok,
kendiliğinden çöküyor. Çökmedi mi? Biz ne güne duruyoruz? Dükkanı genişletip rahatlatmak
için binanın kolonlarını keseriz olur biter.

Rahat, gevşeten ve yavaş yavaş öldüren bir zehirdir. Üzülerek ifade etmeliyim ki bizler
de çocuklarımızı rahata alıştırarak bu zehri bilmeden onlara veriyoruz. Halbuki rahatın tam
tersi olan zor yapıcıdır, güçlendiricidir, düşündürücü ve yaratıcıdır. Bakın dikkat edin, hep
zorlandığımızda birden beden ve zihin gücümüz iki katına çıkar, vücudumuz çevikleşir,
zihnimiz çözüm yolları aramaya başlar. Örneğin spor da bir zorlamadır. Kaslarımızı zorlarız,
terleriz, kalp atışlarımız hızlanır. Sonuç ise çok güzeldir: İmrenilecek bir fiziğe ve sağlıklı bir
vücuda sahip oluruz. Diğer bir zorlama yaşadığımız ruhsal travmalardır. Üst üste gelen
problemler zihnimizi ve ruhumuzu zorlar. Sonuç ise çok güzeldir: Çevremizde sayısı oldukça
azalmış sözde arkadaş ve dostlar ve ölümüne güvenebileceğiniz bir ya da iki gerçek dost. O
da yoksa kendi kendimizin dostu olmayı başarmak.

Rahat bizi hedefsiz kılar. Tüm devletler ve imparatorluklar en zirveye ulaştıklarında
rahatın verdiği gevşeklikle zehirlenmişler ve çökmeye başlamışlardır. Her şeye ulaşan, bir
dediği iki olmayan bir ruh ve beden hedefsiz kalmış demektir. Hedefi olmayanın ise
duraklaması, gerilemesi ve sonunda çökmesi kaçınılmazdır. Bedenimizi ve ruhumuzu diri
tutacak iksir hedeftir ve bu hedefe doğru yaptığımız ve yapacağımız zorlamalardır.

Örneğin tarihte Salahaddin Eyyubi Kudüs’ü rahat sarayında değil, askerinin içinde kurduğu çadırda
yaşayarak fethetmiştir.

Demek ki rahatı seçmek sonuçta çöküşü seçmektir. Zoru seçmek, gelişmeyi, güzelliği,
diriliği ve başarıyı seçmektir. Kendimizi ve çocuklarımızı rahata değil, zora ve zorlukla başa
çıkmaya alıştıracağımız, böylece onları hem ruhsal hem de bedensel olarak güçlü kılacağımız
o güzel ve mutlu günlere beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!