TEŞEKKÜR EDİYORUM

Koşturmada, iş yapmada en önde gidip, ödülde en arkalara gizlenenlere, girdiği her
ortama sıcacık bir tebessümle selam verenlere, bir kişiye yeten iki kişiye de yeter deyip
elindekini karşılıksız paylaşabilenlere, söz kesmeden dinleyebilenlere, “Ben onun yerinde
olsaydım ne yapardım?” deyip empati kurabilenlere, kendinden istenen bir şeyi mevcut
olmasa bile araştırabilenlere, din, dil, ırk, cinsiyet ayırımı gözetmeden ön koşulsuz
davranabilenlere, mevcudun kıymetini bilip olmayacak bir şey için karşısındaki insanı
üzmeyenlere çok, ama çok teşekkür ediyorum.

Çocuklarımıza konuşmayı öğrenirlerken öğreteceğimiz ilk iki kelime isterken “lütfen”,
aldığında ise “teşekkür ediyorum” olsun. Konfüçyüs’e sormuşlar; “Üstad bir toplumu nasıl
değiştirebiliriz?” diye. O da; “Konuştukları dili değiştirin, o toplum kendiliğinden değişir”
demiş. Sizce de öyle değil mi? Güzel konuşan bir insana güzel davranmaz mıyız? Güzel
davranırsak güzel bir toplum olmaz mıyız? Elbette oluruz. Her olumlu yaklaşıma rağmen kötü
tepki veren kötü ruhlu insanları hariç tutarsak toplumun geneli olumlu bir yaklaşıma olumlu
bir tepki verir.

Toplum olarak açmazımız ne biliyor musunuz? Eleştirdiğimiz bir şeyi düzeltmek yerine
küfretmek. Halbuki küfredilen “Aa ne kadar da güzel küfretti, ben de bundan sonra bu
olumsuz davranışımdan vazgeçeyim” der mi? Asla demez. Demediği gibi işi inada bindirip
daha da olumsuzunu yapar. Sizce çarşıda, pazarda, iş yerinde, trafikte, kısacası hayatın her
bölümünde kullandığımız dile dikkat ediyor muyuz? Bence etmiyoruz. İşte etmediğimiz için
ve içinde kendimizden bir parça bulduğumuz, en sevilen ve izlenme rekorları kıran film:
“Recep İvedik”.

Kullandığımız mevcut dili değiştirmeden isterseniz değerler eğitimi ile ilgili binlerce
etkinlik yapalım, binlerce konferans verelim, binlerce kitap yazalım hiçbiri bir işe yaramaz.
Örneğin böyle bir konferanstan çıktıktan sonra aracımızın arkasına park etmiş başka bir
aracın sahibine ilk tepki olarak “saydırıyorsak” dinlediklerimizin hepsi boşa gitmiştir. Zaten
bunun için ne okuduğumuzun, ne dinlediğimizin, ne aldığımız derslerin, ne de seminerlerin
olumlu bir etkisi olmuyor. Eski tas eski hamam, yola devam.

Peki hani amacımız olumsuzu düzeltmekti? Hani daha güzel, daha mutlu, daha yardım
sever, daha dürüst, daha medeni bir toplum için sözüm ona tartışmalar, açık oturumlar
yapmıyor muyuz? Olumsuzu düzeltmek adına irili ufaklı partiler kurmuyor muyuz? Siyasi
görüş beyan etmiyor muyuz? Size bir sır vereyim mi?… Eğer kullandığımız kötü dili
değiştirmiyorsak tüm yukarıda sayılanlar da kocaman bir boş.

Öyleyse işe en başından başlayacağız. Konuşmayı ilk öğrenen çocuklarımıza o iki
sihirli kelimeyi öğreteceğiz: Lütfen ve teşekkür ederim. Sonra kendimiz konuşmalarımıza
dikkat edeceğiz. Karşımızdaki her insana, her canlıya, hatta her cansıza değer vereceğiz. Şunu
hep aklımızda tutalım: Kibarlık öyle bir dildir ki bütün sağırlar duyar, bütün körler görür*

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!