ÜÇ TÜRK BİR ARAYA GELİRSE

Üç İskoç bir araya gelince viskiden bahsederlermiş. Üç Fransız bir araya gelince
şaraptan konuşurlarmış. Üç Alman bir araya gelince birayı gündem ederlermiş. Üç Türk bir
araya gelince devlet kurarlarmış. Zaten öyle olmasaydı imparatorluklar kuramazdık. Çünkü
imparatorluk kurmayı çok az sayıdaki milletler başarabilmiş. Bunlardan biri de Türk milletidir.
Üstün hareket kabiliyeti, devrin gerektirdiği silah ve mühimmata sahip olmak, cesaret,
adalet ve sağlam aile yapısıyla diğer milletlerin bulunduğu farklı kıtalardaki coğrafyalarda
uzun yıllar hüküm sürmüşlerdir. İlk bakışta dezavantaj gibi görünen göçebelik kültürü zor
şartlara dayanmayı, araziyi iyi tanımayı, çabuk toparlanıp hızlı hareket etmeyi beraberinde
getirmiştir. Sadece bulunduğu yerde savunma yapabilen milletlere nazaran sahip olduğumuz
bu hareket kabiliyeti bize düşmanın iç ve arka hatlarına kolaylıkla nüfuz edebilme imkanı
sağlamıştır.
Devrin gerektirdiği silah ve mühimmata sahip olmak başlı başına caydırıcı bir güçtür.
Asıl amaç da düşmanın olası bir saldırısını caydırmaya ve barışı sürekli kılmaya yöneliktir.
Elbette eldeki silah ne kadar gelişmiş olursa olsun onu kullanacak bilgi ve cesaret de bir o
kadar önemlidir. Dağda bayırda çadır kurarak hem hayvanına hem kendine bakan göçebelik
hayatı bir de bu yönden değerlendirilmelidir. Batıdan ithal ettiğimiz “izcilik” kültüründen
daha kapsayıcı olan ve hayatta kalma mücadelesinin en güzel örneği Türklerin göçebe
hayatıdır.
Yüce Yaratıcımız korusun savaş gibi ya da doğal afetler gibi zor anlarda kaçımız kırda
ateş yakmayı, yemek pişirmeyi, arazide gecelemeyi biliyor? Özellikle şehirlerde yerleşik
hayatın içerisinde her şeyi pazarda, markette hazır bulan, sebze ve meyvelerin raflarda
büyüdüğünü sanan çocuklarımız sizce ne yaparlar? Kolaya herkes alışır ve çabuk alışır.
Önemli olan hem kendimizi hem de çocuklarımızı zor şartlara hazırlamamız ve onlara her
türlü hal ve şartta hayatta kalma becerisini kazandırmamız gerekiyor.
Tarihimizi incelerken olaylara bir de bu açıdan bakmalıyız. Elde edilen bir başarının,
gerçekleştirilen bir fethin arka planını ve mutfak kısmını mutlaka görmeliyiz. Yoksa
okuduğumuz tarih son derece yüzeysel kalır ve çok da fazla bir faydası olmaz. Sadece bilmiş
olmak için öğrenmiş oluruz. Oysa sağlam aile yapımız tarihte elde ettiğimiz başarıların mutfak kısmıdır. Saygılı,
edepli, adaletli, çalışkan ve üretken aile yapımız toplumumuza da sağlam bireyler
kazandırmıştır. Sağlam ordular kurulmuş, sağlam teşkilatlar meydana gelmiştir. Alışverişten,
ekim-dikime kadar her şey dürüst ve helal olma ölçüsüne göre değerlendirilmiştir.
O halde yapmamız gereken köklerimize bir kez daha alıcı gözle bakmaktır. Göçebe
kültürümüzü yeniden mercek altına almaktır. İzcilik ya da kamera önünde çekilen “Hayatta
Kalma” yarışmalarına alternatif çok daha zengin içerikli yaşam deneyim uygulamalarını
çocuklarımıza ve gençlerimize sunabiliriz. “Yörük Çadırında Toroslarda On beş Gün” gibi
hayata ve hayatta kalmaya dönük eğitim programları gerçekleştirebiliriz.
Hem tarihimize, hem birbirimize farklı bir bakış açısıyla bakacağımız, günlük siyasi
tartışmaların üstünde dupduru bir niyetle el ele vereceğimiz, birlik olup birlikte yeniden
yepyeni bir güç olacağımız o güzel ve mutlu günlere beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!