ÜZÜNTÜMÜZÜN BÜYÜKLÜĞÜ BEKLENTİMİZ KADARDIR

Ne eksik ne de fazla. Beklentimiz kadar üzülür, sevdiğimiz kadar özleriz. Her nedense
sevdiklerimizden beklentilerimiz de fazladır. En azından sevdiğimiz kadar sevilmek isteriz.
Hatta sonra biraz ileri gidip sevdiğimize bazı kurallar koymaya kalkarız. Kiminle görüşüp,
kiminle görüşmeyeceğine karar vermeye çalışırız. Beklentilerimiz dur durak bilmez. Sonra
daha da ileri gidip bizim arzu ettiğimiz şekilde davranmasını bekleriz. Böyle yaparak ve bu
şekilde davranarak ileriki üzüntü, hayal kırıklığı ve son safhada ayrılığa zemin hazırlarız.
İlk tanıdıklarımıza dikkat edin. Hiçbir beklentimiz yoktur. Oturur hoş sohbet ederiz.

Güzel duygu ve düşünceler içinde bir araya gelir, yine güzel duygu ve düşünceler içerisinde
“Hoşça kal” deriz. Bu tür bir ilişki bir ömür boyu sağlıklı yürüyebilir. İlişkileri zehirleyip bitiren
bizim bitmek tükenmek bilmeyen beklentilerimizdir. Beklentilerimizle birlikte “hoşgörümüz”
azalmaya başlar. İlerlediğinde kızgınlık başlar. Bu kızgınlık kimi zaman nefrete döner. Hatta
öfke kontrolü olmayan insanlarda şiddete dönüşür. En sonunda da biter.

Mutluluğun en üst noktası beklentimizin sıfır olduğu durumlardır. Beklentilerimizi
azaltmaya başlamak mutluluğumuzu artırmaya başlamak demektir. Beklentisi olmayan insan
daha hoşgörülü olur. Kolay kolay kızmaz. Empati kurma eğilimi daha fazla olur. Sınırlandırıcı
değil, tam tersine açıcı ve geliştiricidir. Karşı tarafı sınırlandırıp boğmaz. Kendi arzu ve
isteklerini karşı tarafa dayatmaz.

Aslında nice mutlu başlayan ilişkiler ve evlilikler aşırı beklentiler yüzünden kabusa
dönüşürler. Örneğin beklentilerin sıfıra yakın olduğu balayını beklentilerin birden bire
yükselmesiyle “azap ayları” takip eder. Bazen bu durum dayanılmaz olur. Bir an evvel bu
ilişkiyi sonlandırarak bu kabustan uyanmak isteriz. Halbuki beklentileri azaltarak bir ömür
boyu mutlu sürebilecek bir beraberliği gerçekleştirebiliriz. Karşımızdaki insanın duygu ve
düşüncelerini önemseyebiliriz. Herkesin bizim arzu ettiğimiz şekilde davranmak zorunda
olmadığını kendimize kabul ettirebiliriz.

Bencillik beklentilerimize zirve yaptıran bir faktördür. Herkesin ve her şeyin kendi
arzuları etrafında dönmesini bekleyen “şişkin ego” sahibi bir insan sağlıklı bir ilişki
sürdüremez. Beklentilerini karşı tarafa dayatır. Karşı tarafın duygu ve düşüncelerini hiçe sayar.

Beklentileri karşılandıkça yenilerini ekler. Bu durum bitip tükenmek bilmez. Aslında
bitirdiği karşısındaki kişi, tükettiği ise ilişkisidir.

Daha erken yaşlarda çocuklarımıza paylaşımcı ve hoşgörülü olmayı öğretebiliriz. Karşı
tarafla empati kurmayı, beklentilerimizi nasıl dizginleyebileceğimizi gösterebiliriz. Böylece
ileriki hayatlarında daha sağlıklı ilişkiler kurup daha mutlu evlilikler yapabilirler. Anne-baba
olarak amacımız onların sağlıklı ve mutlu olmaları ise, ki öyle, bencilliğin ne denli bir zehir,
uzlaşının ve beklentileri azaltmanın ne denli bir panzehir olduğunu onlara kanıtlayabiliriz.

Her bireye saygı duyup beklentilerimizi azaltacağımız ve sağlıklı ilişkileri ve güvenilir
toplumu birlikte inşa edeceğimiz o güzel ve mutlu günlere beraberce el ele.

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!