YAŞAM SEVİNCİ

O olmadan olmaz. Aldığımız nefesin, gördüğümüz renklerin, duyduğumuz seslerin,
konuştuğumuz kelimelerin sevincini yaşayamadıktan sonra onca işin, onca koşturmanın, onca
telaşın, onca almanın, biriktirmenin, küçük hesaplar yapmanın ne anlamı var? Hiç içinizden
bir sabah ellerinizin parmakları için, gözleriniz ve kulaklarınız için bir sevinç duygusu
geçirdiniz mi? Eğer geçirmediyseniz ve bu yazıyı okuyorsanız, yarın ilk işiniz bu olsun. Çünkü
çok tatlı bir duygu bu.

Maalesef kaybettiğimizde anlayan, çok geç fark eden ve çok da kıymet bilmeyen bir
tutum sergiliyoruz. O kadar çok yapacak işimiz var ki yaşamaya zaman yok. Ya da siz
anlattığınızda “Yine mi çiçek, böcek edebiyatı?” diye burun kıvıranlar çok. Yaşamanın
sevincini başımıza taç yapmak yerine yaşamı bir yük haline getirip boynumuza zincirliyoruz.
Başkalarının bir şey yapmasına gerek yok. lKendimize yaptığımız kötülük ve işkence yetiyor ve
artıyor.

Her sabah kızarak ve küfrederek uyananlar, hep kusur ve kızacak bir şeyler arayıp
duranlar, trafikte canavara dönüşenler, miras bölüşmeyi dövüşmeye çevirenler, yetim-öksüz
hakkı yiyenler dünyadayken kendi küçük cehennemlerini zaten yaşıyorlar. Bu nasıl bir
yetiştirilme ya da eğitim tarzıdır ki kendi kendimize hem bedenen, hem de ruhen kendi
ellerimizle işkence yapıyoruz.

Oysa hayat etrafımızdaki güzellikleri fark etmek için, birbirinden farklı renkleri,
kokuları, tatları görmek ve hissetmek için. Sıcacık bir çay bardağının etrafında yaptığımız tatlı
sohbetlerin neşesini, sevgisini ve saygısını etrafımıza ve tüm evrene yaymak için. Ama
vaktimiz yok. Koşturmak lazım. Elbette koştururken birilerine çarpmamak ve düşmemek
imkansız. Tabi ki düşünce, ya da elimizdekilerini kaybedince ağlamak için vaktimiz olacak. Ne
acı!

Öyleyse yapılması geren ortadadır. Sırtımıza yüklediğimiz yüklerin hangisini mezara
götüreceksek o kadarını yüklenelim. “Hiçbirini götüremeyiz” diyorsunuz, öyle mi? O halde
indirelim hepsini… Hafiflediniz, değil mi? Hem de kuş gibi. O zaman uçmaya hazırız demek ki.

İşte budur yaşam sevinci. Süremiz de sınırlı, değil mi? Haydi her dakikayı anlamlı kılacak işler
yapalım. Tıpkı Yunus’un dediği gibi “Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz.”
Kimse bizim yüzümüzden göz yaşı dökmesin. “İyi ki varsın” sözleri çınlasın
kulaklarımızda, gönlümüzde ve son nefesimizde. Üzülmeyi de bırakalım hep birlikte. Çözüm
üretmiyor nasılsa hiçbirimize. Düşüneceksek çözüm odaklı, vereceksek ve seveceksek karşılık
beklemeden olsun. İçten, samimi, sevgi ve saygı dolu olsun selamımız, sözümüz ve
kelamımız. Yaşamanın tüm sevincini hissedelim ta iliklerimize kadar. Şifası dağılsın kalbimize,
tüm organlarımıza ve ruhumuza kadar.

Yaşam sevincini hissedeceğimiz ve etrafımızdaki insanlara da hissettireceğimiz o güzel
ve mutlu günlere beraberce el ele

Bir cevap yazın

ABONE OL

error: Content is protected !!